AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > Türkiye'm

Türkiye'm Güzel ülkemiz hakkında herşey

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-11-2010, 09:31 PM   #1 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Arrow Manisa Rehberi

Manisalı olarak bir Manisa Rehberi yapmaya karar verdim...Elimden geldikçe geniş bir rehber yapmaya çalışacağım...


Manisa Tarihi

a.Türk Egemenliğinden Önce Manisa
a.1 Tarih Öncesi Dönem
Gediz kıyısında, Salihli ilçe sınırları içinde bulunan ve Yontma Taş Dönemi’ne tarihlenen bir dizi ayak izi, bölge tarihinin bu dönemle başladığını düşündürmektedir.
Kula Yanardağı tüfleri içinde bulunan bu izlerin incelenmesiyle bunların, taşıdığı yükü zaman zaman yere bırakan bir insana ait olduğu kanaatine varılmıştır. Yontma Taş Devri insanının avcılık ve toplayıcılıkla geçindiği dikkate alındığında, taşınan yükün bir av hayvanı veya çevreden toplanmış besinler olabileceği akla gelmektedir. Tarihleme çalışmalarının sonucunda bu ayak izi dizisinin 26.000 yıl öncesinden kaldığı tespit edilmiştir.
Manisa’nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe Bucağı’na bağlı Yortan Köyü’nde yapılan çalışmalarla İlk Tunç Çağ’a tarihlenebilen bir mezar kültürü ortaya çıkarılmıştır.
Manisa yöresinde, yüzey araştırmalarıyla elde edilen İlk Tunç Çağ’a tarihlenen birkaç buluntu da elde edilmiştir. Troya II çanak çömleğinin varlığı, Britanya dışında bütün Batı Anadolu’da tespit edilmiştir.

a.2 Yazılı Tarih Dönemi
Hitit kaynaklarında yer alan bilgilere göre Manisa ve çevresi Hitit Devleti ile Assuva Devleti sınırları içinde yer almaktaydı. Bugünkü şekliyle, Manisa’nın kuzeyi ve doğusu, Balıkesir’in güneyi ve Kütahya’nın batısı ile sınırlanan bölgedir.

Lidyalılar Dönemi
Antik çağda Lidya olarak adlandırılan devletin sınırları güneyde Küçük Menderes, kuzeyde Bakırçay nehirlerine, doğuda Demirci dağları ile batıda İzmir’e uzanmaktadır. Lidyalıların başkenti Sart’ın da (Sardes) Anadolu’daki Bronz Çağı yerleşmeleri arasında yer aldığı bilinmektedir.
Mitolojik kaynaklara göre, Lidyalılara adını veren Lidos adında bir kahramandır. Lidya Krallığı’nı 57 yıl elinde bulunduran, siyasi ve ekonomik birçok başarıya imza atan kral Alyetes’in ölmesi ile yerine oğlu Kroissos geçmiştir. Kroissos dönemindeki ekonomik ve kültürel zenginlik sayesinde Sart bu dönemde dünyanın en önemli merkezlerinden biri durumuna gelmiştir. Sart civarındaki altın madenleri ekonomik zenginliğin en önemli nedenlerinden biridir.
Anadolu’da Lidya, Med, Babil ve Kilikya devletlerinin oluşturduğu siyasal denge ve uyum, Pers Prensi Kyros’un Medlere karşı ayaklanması ile bozulur. Savaş sonunda Sart, yağmalanarak Perslerin eline geçmiştir.
Lidya, Mermnad hanedanının yönetimindeki yaklaşık 141 yıl içinde kültür, sanat ve ekonomide yüksek bir seviye kazandı.
Sart kazılarında bulunan yazıtlardaki Lidya dili ve yazısı R. Gusmani tarafından okunmuştur. Lidya yazısı örneği ve okunmuş kitabeler bugün Manisa Müzesi’nde de bulunmaktadır.
Lidyalılar tarihte ilk kez para basan ve paraya devlet güvencesi kazandıran bir kavimdir. Lidyalılara karakter kazandıran bir başka özellik de oluşturdukları, krallara ait nekropoldür. Bu nekropol bugün Salihli ile Gölmarmara arasındaki Bintepeler olarak bilinen sahadır. Buradaki yüzden fazla irili ufaklı tümülüs, Lidya krallarının ve soylularının anıt mezarlarıdır.

Persler Dönemi
Anadolu’da kalıcı bir yönetim kuran ilk siyasal güç Persler olmuştur. Ülkede 23 büyük satraplık (askeri valilik) oluşturulmuştur. Lidya ve Manisa bölgesi Pers’lerin Çaparda dedikleri satraplık sınırları içine alındı.
M.Ö. 500’den sonra Manisa’nın batısındaki kıyı kentlerinde Perslere karşı art arda ayaklanmalar çıktı. Ekonomik gücü zayıflayan Pers İmparatorluğu giderek daha despotik bir devlete dönüştü. Satraplıkların gücünün zayıflamasından yararlanmak isteyen Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö 334’te Trakya üzerinden Anadolu’ya geçerek Pers ordularını Granikos Çayı kıyısında büyük bir yenilgiye uğrattı. Hızla Suriye’ye ilerleyen İskender, Pers Devletini kısa sürede çökertti.

Büyük İskender ve Diadokhlar Dönemi
Makedonya Kralı Büyük İskender istila ettiği bölgelerde yerel yöneticilere dokunmamıştır. Yunan dünyasının Pers ve Mısır kültürüyle iyi ilişkiler kurmasına yönelik bir politika izlemiştir. Trakya satrabı Lisimakhos, tüm Trakya ve Batı Anadolu üzerinde otoritesini kurdu. Lisimakhos, M.Ö. 282’de, Manisa’nın kuzeyinde Korypedion diye anılan yerde, Suriye kralı Seleukhos’un yönetimine geçti. Seleukhos idaresi altındaki Manisa, M.Ö. III. yüzyılın ortalarında, diğer batı Anadolu kentleriyle ulaşım kolaylığına sahip olmasından dolayı, askeri bir koloni haline getirildi.

Bergama Krallığı Dönemi
Manisa ve çevresinin bütünüyle sınırları içinde bulunduğu Bergama Krallığı’nın egemenliği Toroslar’ın batısına kadar uzanıyordu. Bergama krallarıyla egemenlik kavgasına girişen bölgedeki güçler arasında Seleukhoslar, Manisa ve yöresindeki etkilerinden dolayı dikkat çekmektedir. Seleukhosların, Batı Anadolu üzerinde yoğunlaşan saldırıları Bergama’yı Roma’ya yakınlaşmaya zorlamıştır. Bu durum Anadolu’yu Roma’ya terk etmek istemeyen Seleukhosların, Manisa çevresindeki Spilos Dağı eteklerinde Romalılara yenik düşmesiyle çözüme kavuştu. Yapılan anlaşma gereği bütün Batı Anadolu Roma egemenliğine girdi. Savaş sırasında Romalılara destek veren Bergama Krallığı, Roma’nın desteğinden yararlanarak Anadolu içlerine kadar egemenlik alanını genişletmiştir. Ancak Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’da güçlü hükümdar bırakmamak istemesi ve yayılma özlemi sonucunda Bergama Krallığı’na son verilmiştir (M.Ö. 129).

Romalılar Dönemi
Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle birlikte Sart başta olmak üzere, Manisa ve çevresi Romalıların idaresine geçti. Sart kenti bu dönemde giderek önemini yitirdi. Fakat Manisa, Roma ordularının doğu seferleri için ilk menzil olma özelliğini kazandı. Yörenin tarım ve zanaatla uğraşanları Roma ordusunun ihtiyaçlarını karşılayarak ekonomik bakımdan güçlendiler.
M.Ö. 17’de İmparator Tiberius döneminde tüm Ege kıyılarında, Batı Anadolu’da ve özellikle Manisa’da büyük bir deprem oldu. Büyük yıkıma yola açan depremden sonra Tiberius bütün kentlere yardım gönderdi. Bu arada Manisa yeniden kuruldu. İmparator Theodosius döneminde, Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı ve Manisa, Doğu Roma veya Bizans Devleti sınırları içinde kaldı.

Bizans Dönemi
Bizans döneminde Manisa bir piskoposluk merkezi haline getirildi. VII. yüzyıldan başlayarak Bizans Devleti’nin Thraksion Theması (vilayeti) içinde yerini aldı. IV. Haçlı seferi sırasında merkezini İznik’e taşıyan Bizans, Selçukluların saldırılarını Alaşehir’e kadar uzatmalarına rağmen, Manisa ve yöresini elinde tutmayı başardı. Ancak Anadolu Selçukluları’nın zayıflamasıyla birlikte bağımsız davranmaya başlayan Türkmen beylikleri Bizans’ı zor duruma düşürdü. XIII. yüzyılın sonlarında Alaşehir, Salihli, Demirci ve çevresinde etkili olan Saruhan Bey, 1313 yılında Manisa’yı Bizans’ın elinden aldı.

a.3 Türklerden Önce Magnesia/Manisa Şehri
Antik dönem yazarlarından Plinius tarafından, kentin ilk yerleşiminin bugünkü yerinden yaklaşık 7 km. doğuda bulunan Yarıkkaya mevkiinde olduğu ve Tantalis adını taşıdığı bilinir. Cicero ve Aristides de Tantalis kentinden söz etmekte ve yerinin Sipylos üzerinde bulunduğunu belirtmektedirler.
M.Ö. XII. yüzyılın başlarında meydana gelen büyük göç hareketleri sırasında tahribat nedeniyle kentin yok olduğu tahmin edilmektedir. Fakat Tantalis’in ortadan kalkmasından sonra, aynı yerde Sipylos adıyla yeni bir şehrin ortaya çıktığı görülmektedir.
M.Ö. VII. yüzyıla gelindiğinde Lidya Krallığı’nın tahtına, Mermnadlar hanedanının kurucusu Giges’in geçtiği görülmektedir. Mevcut bilgilere göre, Giges birkaç kez saldırdıktan sonra “Magnesia ad Sipylum= Sipylos yakınındaki Magnesia” şehrini ele geçirmiştir. Magnesia ad Sipylum kentinin kimler tarafından, ne zaman kurulduğu belli değildir. Eldeki bilgilerden hareketle, Magnesia kentini kuranlar, bugünkü Yunanistan’ın Teselya bölgesindeki Pelion Dağı civarında yaşayan Magnetler’dir. Magnetler, Batı Anadolu’ya göç ettiklerinde, önce Menderes Nehri kıyısındaki Magnesia’yı, daha kuzeye giden bir kolu da Sipylos Dağı eteğindeki Magnesia’yı kurmuşlardır. Sonra kurulan şehri Menderes Magnesia’sından ayırt etmek için, “Magnesia ad Sipylum” adını kullanmışlardır. Magnesia adını Sipylos Dağ’ında var olduğu iddia edilen mıknatıs özellikli demir madenine bağlayanların yanında, ismin Lidya veya diğer Ön Asya dillerinden gelmiş olabileceği de iddia edilmektedir.
Lidya Devleti’nin Perslere yenilmesiyle Pers idaresi altına giren Magnesia, yakınındaki Kral Yolu sayesinde, ekonomik açıdan gelişmiştir. M.Ö. 334 yılında Perslerin Makedonyalılara yenilmesiyle, Manisa üzerinde iki yüz yıldan fazla süren Pers egemenliği sona ermiştir. Manisa, bundan sonra sırasıyla Makedonya, Seleukhoslar, Bergama Krallığı, Roma, Bizans egemenliği altında kalmıştır. Hıristiyanlığın doğuşu ve takip eden yıllarda dini bir rolü bulunmayan şehir, Bizans döneminde piskoposluk merkezi haline getirildi.
Magnesia Bizans’ın son zamanlarında Batı Anadolu’nun büyük şehirlerinden biri haline gelmiştir. Bunun en önemli sebebi, İstanbul’un 1204’te Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra, İznik İmparatoru Ionnes Dukas Vatatzes’in, 1255 yılına kadar Magnesia’da oturmasıdır. Bu dönemde şehir imparatorluğun merkezi durumuna gelmiştir.

b. Türk Egemenliğinde Manisa

b.1 Anadolu Selçukluları Dönemi
Türkler, 1081 yılında Batı Anadolu’ya yönelik giriştikleri faaliyetler ile Alaşehir, Sart gibi bazı merkezleri ele geçirmişlerdir. Ancak 1097’deki Haçlı Seferi sırasında, Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıf düşmesiyle Batı Anadolu’daki birçok kale ve şehir Türklerden geri alındı.
Anadolu’da yer alan Türk Beylikleri arasındaki siyasi rekabeti fırsat bilen Bizans İmparatorluğu, Edremit-Antalya arasındaki bölgeyi işgale girişti. Bu girişimler üzerine, Kayseri Selçuklu Emiri, Bizans ordusunun bulunduğu Alaşehir üzerine yürüdü. Türk kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Anadolu Selçuklu Sultanı Mesud zamanında ise Anadolu, Türkler için daha emniyetli bir hale getirilmiştir.
Sultan II. Kılıç Arslan dönemine gelindiğinde, Bizanslılar yeniden Anadolu’ya hakim olmak amacıyla Konya üzerine yürüdü. Bizans ordusu, Anadolu Selçuklu ordusu ile Miryokefalon’da giriştiği savaşta büyük bir bozguna uğradı (1176).
IV. Haçlı Seferi sırasında Manisa ve yöresi İznik Bizans İmparatorluğu sınırları içinde yer alıyordu. XIII. yüzyılın başlarındaki Haçlı saldırıları, Bizans’la mücadeleler ve hakimiyet kavgaları Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıprattı. Bu dönemde Batı Anadolu üzerine yeni bir harekete girişilmedi.

b.2 Saruhanoğulları Dönemi
1300 yılı civarında Alaşehir ve Salihli çevresini alarak beyliğini kuran Saruhan Bey’in Manisa çevresinde hakimiyet kurduğu yerler, başta Demirci ve çevresi olmak üzere bugünkü il topraklarının kuzey ve kuzeydoğu kısımlarıdır.
Konumu itibariyle ele geçirilmesi zor bir yerde ve etrafı surlarla çevrili olan Manisa, ancak 1313 yılında fethedilmiştir. Saruhan Bey tarafından Regaib Kandili gecesi (25-26 Ekim) ele geçirilen Manisa, bu tarihten itibaren Saruhanoğulları’nın da merkezi oldu. Türkler Manisa’yı fethettikten sonra ismini değiştirmeyerek, kendi söyleyişlerine uygun hale getirdiler. Merkez yapılan Manisa şehri, imar hareketleriyle bir Türk-İslam şehri kimliği kazandı.
Manisa’yı fetheden Saruhan Bey kısa sürede Adalar Denizi kıyılarına doğru sınırlarını genişleterek aynı zamanda deniz gücü haline geldi. Donanma ile elde ettikleri ganimet zenginliği kültür hayatına da yansıdı. Cami, medrese, zaviye, tekke ve kütüphaneler yapıldı.
Saruhan Bey’in 1346’da ölümü üzerine, yerine oğlu Fahreddin İlyas Bey geçti. İlyas Bey zamanında Osmanlılar, Karesi Beyliği’ni ele geçirerek, Saruhan iline komşu olmuşlardı. Yine bu dönemde İzmir, Latinlerin elinde bulunuyor ve bu durum Saruhanoğulları’nın denizcilik faaliyetlerinden gelir elde etmelerine engel oluyordu. İlyas Bey’in ölümüyle yerine geçen Muzaffereddin İshak Bey zamanında Manisa en parlak devirlerinden birini yaşamış, şehirdeki imar faaliyetleri şehrin çehresini değiştirmiştir.
1379 yılında ölen İshak Bey’in yerine aynı yıl oğlu Orhan Bey geçmiştir. Orhan Bey de babasının siyasetini takip etmiş ve Osmanlılarla ilişkilere dikkat etmiştir. Ancak, Orhan Bey kardeşi Hızır Şah ile iktidar mücadelesine girişmiş ve 1. Kosova Savaşı öncesi beyliğin yönetimi Hızırşah’a geçmiştir. Hızırşah döneminde Saruhan toprakları barış yoluyla Yıldırım Bayezid’e bırakılmıştır. Yıldırım Bayezid Saruhan topraklarının büyük bir kısmını Karesi topraklarıyla birleştirerek, sancak olarak oğluna bırakmıştır. Beyliğin geri kalan toprakları olan Demirci, Adala, Gördes, Kayacık ve Kemaliye yöresini de Hızırşah’ın idaresine bıraktı.
Yıldırım Bayezid’in 1402’de Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesinden sonra, Osmanlı tarafından kaldırılan beylikler, Timur eliyle yeniden hayat buldu. Saruhanoğlu Orhan Bey’e ülkesini geri verdi. Timur’un üst hakimiyeti ile beylik yeniden dirildiyse de, bir süre sonra Orhan Bey ve Hızırşah arasında yeni bir iktidar kavgası doğdu. Hızırşah, yönetimi Orhan Bey’in elinden aldı. Hızırşah, Yıldırım’ın oğulları arasındaki taht kavgasında, Manisa’da sancakbeyliği yapan Süleyman Çelebi’nin yanında yer almıştır.
Çelebi Mehmed’in Saruhan topraklarını yeniden Osmanlı hakimiyeti altına aldığı tarihte, beyliğin başında Hızırşah bulunuyordu.
Çelebi Mehmed’in bölgeden ayrılmasından sonra, İshak Çelebi’nin diğer oğlu Saruhan’ın bölgede yeniden hakimiyet kurduğu anlaşılmaktadır. Saruhan Bey, Çelebi Mehmed tarafından bertaraf edildi. Fakat Saruhanoğulları’nın diğer bireyleri, Demirci ve Gördes çevresinde, Osmanlı düzeni içinde varlıklarını sürdürdüler.
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:33 PM   #2 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

Devamı
b.3 Osmanlı Dönemi
Manisa’da Osmanlı hakimiyeti ilk kez 1390’da Yıldırım Bayezid’le başladı. 1415’te Çelebi Mehmed’in Saruhan Bey’i bertaraf etmesiyle Saruhanoğulları topraklarında Osmanlı hakimiyeti yeniden kuruldu.
Manisa’da sancakbeyliği yapan ilk şehzadeler, Yıldırım Bayezid’in oğulları Ertuğrul ve Süleyman olmakla beraber, şehrin şehzadeler diyarı oluşu Sultan II. Murad devrinde başlamıştır.
Osmanlı hakimiyetine geçen yerlerde devlet otoritesinin yerleşmesi için, ilhak edilip sancak haline getirilen eski beyliklerin merkezlerine çoğu defa şehzadeler tayin edilirdi. Saruhan sancağının merkezi olan Manisa, diğer sancaklardan farklı olarak, İstanbul’a daha yakın olduğu için, şehzadelerin sancağa çıkarıldığı dönem boyunca önemini korudu.
“Saruhan Tahtı” denilen Manisa, özellikle “ Ulu Şehzade”ler (veliaht şehzade) için saltanat eğitiminin verildiği bir şehirdi. Saruhan tahtına oturan ilk şehzade Ertuğrul (1390-1392), son şehzade Sultan III. Mehmed’dir (1584-1595).
Manisa XVI. yüzyılın sonlarına kadar, şehzadeler şehri olarak ün kazandı. Şehzadelerin sancağa tayinleri, taht mücadeleleri, ayrılmaları ve özellikle de padişah olarak başkente gidişleri, Manisa’nın ikinci başkent olarak görülmesini sağladı.
Sultan II. Murad, Ali Bey’den sonra, önce büyük oğlu Alaeddin’i (1437), sonra da diğer oğlu Mehmed’i Saruhan’a sancakbeyi tayin etti. On iki yaşındaki Şehzade Mehmed, 1443 yazında Manisa’ya geldi. Aynı yıl acele olarak tahta geçmek üzere Edirne’ye çağrıldı. Ancak bir müddet sonra meydana gelen olaylar, II. Murad’ı tekrar tahta çıkmaya mecbur etti. Varna zaferinden sonra, bu kez Manisa’ya geldi ve yerleşti. Burada “Saray-ı Amire” olarak anılan bir saray inşa ettirdi ki, bu saray daha sonra buraya gelen şehzadelerin ikametgahı oldu.
Şehzade Mehmed, babasının ölüm haberi üzerine, hızla Manisa’dan Edirne’ye giderek yeniden tahta geçmiştir. 1453 yılında İstanbul’u fethedip Bizans’ı tarih sahnesinden kaldırarak, Fatih unvanını kazanmıştır. Manisa’ya ise, küçük yaştaki ortanca oğlu Mustafa’yı tayin etmiştir. Bundan sonra Manisa sancakbeyliğine sırasıyla şehzade Abdullah, Şehinşah, Korkut, Alemşah ve Mahmud tayin edilmiştir. Şehzade Mahmud’un ölümüyle Manisa’ya gelen şehzade Korkut yeniden sancakbeyliğini ele geçirmiştir.

Yavuz, 1513 yılında şehzade Korkut’tan boşalan sancakbeyliğine oğlu şehzade Süleyman’ı tayin etti. Şehzade Süleyman 1520 yılında tahta geçene kadar Manisa’da kaldı. Sancakbeyliği sırasında yanında bulunan ve hayırseverliği ile bilinen annesi Hafsa Sultan ise; cami, imaret, bimarhane (darüşşifa), medrese, hamam, hankah ve sıbyan mektebinden meydana gelen Hafsa Sultan Külliyesi’ni inşa ettirdi. Kanuni Sultan Süleyman 1533’de büyük oğlu Mustafa’yı sancakbeyi olarak Manisa’ya gönderdi. Daha sonra sancakbeyliğine şehzade Mehmed, şehzade Selim, Alaybeyi Mehmed ve Musa Bey getirildi. Dört yıllık aradan sonra, 1546’da Manisa’da doğan şehzade Murad, dolayısıyla bir şehzade sancakbeyliğine getirildi (1562). Planı Mimar Sinan tarafından çizilen Muradiye Külliyesi onun tarafından yaptırıldı. 1574 yılında tahta geçtikten sonra, Saruhan Sancağı 1583 yılı sonuna kadar sırasıyla, merkezden gönderilen Ferruh, Kaytas, Mustafa, Halil ve Davud beyler tarafından yönetilmiştir.
1566 yılında Manisa’da doğan Sultan II. Murad’ın oğlu şehzade Mehmed, 1595 yılında III. Mehmed olarak tahta çıkıncaya kadar Manisa’da kalmıştır. Şehzade Mehmed, aynı zamanda sancak beyliği yapan son şehzadedir. Sultan III. Mehmed’in tahta çıktığı 1595 yılında Manisa ve çevresi büyük bir depremle sarsıldı. Birçok köyün harap olduğu bu deprem, Sart, Gördes, Akhisar, Demirci ve Gölmarmara kazalarını da önemli ölçüde etkiledi.
Şehzadelerin sancak beyi olarak Manisa’da bulundukları dönem, aynı zamanda canlı bir kültürel hayatın oluşmasını da sağlamıştı. Şehir birçok şair, bilim ve sanat adamının uğrak yeri olmuştur. Şehzadelerin kültür ve sanata ilgisi, Manisa’nın bir kültür merkezi haline gelmesini sağlamıştı. 175 yıl şehzade sancağı konumunda kalan Manisa bu dönemde sanat ve kültür merkezi olarak çok gelişmiştir.
Bu tarihten sonra özellikle XVII. yüzyıl boyu süren Celali ayaklanmaları sırasında kent büyük zarar gördü. Bunlardan Kalenderoğlu, azledildiği için celali eşkıyasına katılan Yusuf Paşa, devlet memurlarının rüşvet aldıklarını iddia ederek ayaklanan Cennetoğlu, Manisa mutasarrıfı İbrahim Paşa’yı yenerek keyfi bir yönetim kuran İlyas Paşa kent halkını sürekli tedirgin etmişlerdir. Eşkıyalık olayları, asker kaçakları ve Yeniçeri başlarının eylemleri XVIII. yüzyılın ilk yarısına kadar sürüp gidince, halk büyük kitleler halinde başka yerlere göç etmiştir.
Ege Bölgesi XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Karaosmanoğulları ailesinin denetimi altına girdikten sonra eşkıyalık önemli ölçüde azaldı. Bir süre sonra, Karaosmanoğulları devlete karşı ayaklanınca, II. Mahmut merkezi Manisa olan Karaosmanoğulları’nın Ege Bölgesi’ndeki egemenliğine son verdi.
Mısır valisi Mehmet Ali Paşa kuvvetlerinin eline geçerek Mısır askerlerince yağmalanan Manisa, Kütahya Anlaşmasıyla 8 Nisan 1833’te yeniden Osmanlı yönetimine geçti ve Tanzimat’tan sonra bir kaza merkezi olarak Aydın (İzmir) vilayetinin Saruhan mutasarrıflığına bağlandı. Bağımsız Manisa vilayetinin merkezi oldu (1845). Yeniden Aydın’a bağlanan Manisa, İzmir demiryolunun kente ulaşmasıyla ekonomik durumunu iyice düzeltti.
Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren Mondoros Ateşkesi sırasında şehir Yunan işgaline uğradı. Kuvayı Milliye’ci kuruluşlar ve efelerle kazanılan kahramanca çabalara karşın, kent ancak düşmanı İzmir’de denize dökecek olan Türk ordusu tarafından kurtarıldı (8 Eylül 1922). Yunanlılar çekilirken, nüfusunun büyük bölümünü yitirmiş olan şehri ateşe verdiler. Cumhuriyet döneminde yeniden kurulan kent, aynı adla anılan ilin merkezi oldu.


b.4 Milli Mücadele Dönemi
İtilaf Devletleri’nin desteği ile başlayan Yunan genel taarruzu, siyasi anlamda da sonuç verdi. 1920 tarihinde imzalanan Sevr Anlaşması hükümlerine göre Saruhan Sancağı 5 yıllığına Yunanistan’a bırakılıyordu. Yunan genel taarruzu, 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde Milli Mücadelenin dönüm noktası olan Sakarya Savaşı ile noktalandı.
26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık Savaşı’nı kaybeden Yunan ordusu İzmir istikametinde çekilmeye başladı. Yunan ordusunun Saruhan sancağı sınırları içinde ilk terk etmek zorunda kaldığı yer Demirci oldu. İkinci sırada ise Gördes, Eşme ve Selendi yer aldı.
Türk birlikleri durmaksızın ilerleyerek ve çarpışarak 7 Eylül’de Ahmetli, Turgutlu, Akhisar ve Saruhanlı’ya girdi. İşgali en uzun süre yaşayan Manisa şehri, Ermeni ve Rumlardan oluşan yangın müfrezelerinin çıkardığı yangınla alevler içinde iken, 8 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtuldu.
Saruhan sancağının kurtuluşu en geç yaşayan ilçeleri Kırkağaç ve Soma oldu. Bu iki ilçe 10 Eylül 1922’de Yunanlılar tarafından boşaltılmakla beraber, Türk ordusunun kontrolüne 13 Eylül’de geçmiştir.
Yangından, katliamdan ve türlü zulümden kaçmak için şehri boşaltan halk, iki gün boyunca yüzyılların mirası şehrin kül oluşunu, dağlardan acıyla izledikten sonra kolordu eşliğinde Manisa’ya girdi.
Başta Manisa olmak üzere yanan ve yıkılan kasabalarıyla Saruhan sancağı Batı Anadolu’nun en mamur beldelerine sahipti. Tarihi yapılar ve mimari eserler bakımından Bursa’dan sonra geliyordu. Saruhanoğulları’nın başkenti, şehzadeler şehri, bir ilim ve kültür merkezi olan Manisa’da, yalnızca insanlar ve binalar yanmamış, yüzyılların birikimi de yok olmuştur.


b.5 Cumhuriyet Dönemi
Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Saruhan sancağı bağımsız hale getirilmiştir. 1924 Anayasası’nın bütün sancakları vilayet haline getiren hükmü ile, Saruhan Sancağı Türkiye’nin 74 vilayetinden birisi oldu. Sancağın kazaları değiştirilmeksizin vilayetin kazaları haline getirildi.
İki isimli illerin bir isimle anılması hakkındaki Bakanlar Kurulu kararı ile Saruhan ilinin adı Manisa olarak değiştirildi.
İşgalden yanmış ve yıkılmış olarak çıkan Manisa ve ilçelerinde eldeki kıt imkanlara rağmen imar faaliyetlerine ağırlık verildi. Başta Manisa olmak üzere yanan şehirler planlanarak, adeta yeniden inşa edildi.


b.6 Atatürk ve Manisa
I-Atatürk'ün Manisa'ya İlk
Gelişi (26 Ocak 1923)
Gazi Mustafa Kemal Paşa, 14 Ocak 1923 günü, zaferden sonra eğitim yapmakta olan ordunun durumunu görmek ve halk ile görüşmelerde bulunmak amacıyla uzun bir yurt gezisine çıkmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler yol boyunca törenlerle karşılandıktan sonra 26 Ocak 1923'te Manisa'ya gelmişlerdir.
Gazi'ye hitaben hoş geldiniz konuşmasını yapan belediye başkanına Mustafa Kemal Paşa da şu cevabı vermiştir:


“Muhterem Beyefendi ve Muhterem Ahali!
Livanız dairesine girdiğim dakikadan buraya gelinceye kadar halkın şâhidi olduğum tezahürâtı beni son derece mütehassis etmiştir. Bilhassa şu dakikada gördüğüm tezahürâttan fevkalâde müteşekkirim. Bu tezahürât beni zâhiri değil fakat manevî göz yaşlarına gark etmiştir. Bunlar beni müteessir ve mesrûr etmiştir. Bir kaç ay evvel buradan geçtiğim zaman bu ahaliyi burada görmemiştim. Buralar ateşler içinde idi. Şimdi lehülhamd o günlerin geçtiğini ve halkın bir araya geldiğini ve çalışmaya başladığını gördüm. Şundan dolayı çok bahtiyarım: Muhterem Ahali! Bütün efradımız çok çalışkandır. Feyizli araziye mâlik bulunuyorsunuz. Bu çalışkan ahalimizin mesaisi ile az zamanda çok nâfi neticeler elde edileceğine eminim. Belediyeniz halkı nâmına söylediğiniz sözlerden çok mütehassis oldum. Bundan sonra gerek ben ve gerek rüfeka-yı mesaim memleketin saadet ve selameti için var kuvvetimizle çalışacağız. Ancak mesaimizin muvaffakiyetle teveccühü için bütün milletin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da müzahereti elzemdir. Bizim kuvvetimiz milletin emn ve itimadıdır. Biz bu itimada mazhar oldukça bu neticeyi hep beraber iktifa edeceğiz. Tezahürâtınızdan dolayı teşekkürât-ı mahsusamı tekrar ederim.“


Paşa, konuşmasını bitirdikten sonra istasyona dönmüş ve halkın alkışları arasında İzmir'e hareket etmiştir.

II-
İkinciGelişi (10 Ekim 1925)
1925 yılında yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa, bu seyahatte Manisalılar tarafından şehre davet edilmiştir.
Gazi Ekim 1925’de Manisa'ya gelmiştir. Gazi ve beraberindekileri vilayet, belediye, fırka kumanda heyeti, Türk Ocağı, Halk Fırkası temsilcileri karşıladılar. Mustafa Kemal Paşa, yol boyunca; yolun iki tarafında kendisine karşı sevgi gösterilerinde bulunan halkı şapkasıyla selamlayarak ve askerlere “Merhaba” demiş, halka da, “Nasılsınız? İyi misiniz?” diyerek hatırlarını sormuştur.
10 Ekim gecesi Gazi'nin şerefine kalmakta olduğu vali konağında verilen yemek esnasında Manisalı gençler tarafından bir fener alayı düzenlenmiş, oyunlar oynanmıştır. Fener alayına katılanlardan sadece birisinin başında fes vardı. Cumhurbaşkanı bu çocuğu yanına çağırarak, “Bu fes nedir?” diye sormuş ve bunun üzerine genç, fesi yırtarak yere atmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler ertesi gün öğleden önce, otomobille yeni yapılan çarşıyı ve üzüm pazarını gezmişler ve caddeleri dolduran halkın “Yaşa!” tezahüratları ve alkışları arasında trene binerek İzmir'e hareket etmişlerdir.


III-
Üçüncü Gelişi (16 Haziran 1926)
Mustafa Kemal Paşa, 16 Haziran 1926'da, Balıkesir'den İzmir'e gelirken, Manisa'da kısa bir müddet durmuştur. Gazi'yi, Manisa milletvekillerinden Kemal , Yaşar , Saim Beylerle Belediye Başkanı Bahri Bey Soma'dan beraber gelen Vali Müştak Lütfi (Gürsan ), Kâni ve Abbas Beyler, vilayet erkânı, subaylar, Türk Ocağı temsilcileri ve halk karşılamıştır. Bu arada Türk Ocağı'ndan Safure Hanım, Cumhurbaşkanı'na Manisalı hanımlar adına “Hoş geldiniz” demiştir. Halkın alkışları arasında hükümet konağına giderek öğle yemeğini burada şerefine verilen yüz kişilik bir ziyafetle yemiştir. Daha sonra belediye binasını ve Halk Fırkası'nı ziyaret ettikten sonra Manisa'dan ayrılarak İzmir'e hareket etmiştir.


V-
Dördüncü Gelişi (8-9 Nisan 1934)
Ege’de yapılacak askeri manevraları izlemek üzere 7 Nisan’da Ankara’dan hareket eden Atatürk, 8 Nisan’da Salihli ve Turgutlu’ya uğradıktan sonra, akşam saatlerinde Manisa’ya geldi. İstasyon’da kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılanan Atatürk, geceyi burada geçirdi ve ertesi gün İzmir’e hareket etti.


VI-
Beşinci Gelişi (22 Haziran 1934)
İran Şahı Rıza Pehlevi 16 Haziran 1934'de Türkiye'ye gelmişti. Manisa'da Gazi'yi ve Şah'ı karşılamak için hazırlıklar yapılmış, şehir bir gelin gibi süslenmiştir. Atatürk ve Şah'ın Manisa'yı ziyaret edecekleri halka tellallar aracılığıyla duyurulmuş ve halk istasyona dâvet edilmişti. İstasyon halk tarafından doldurulmuştu. İki devlet başkanı Manisa'da 21 pare top atışıyla karşılanmıştır. Mülkî ve askerî erkânla birlikte öğrenciler ve halk da karşılama töreninde hazır bulunmuştur. İstasyonda, iki kız öğrenci tarafından kendilerine birer buket verilmiştir. Halkın ve öğrencilerin alkışları arasında otomobille Manisa hastanesine giderek incelemeler yapmışlardır.
Sonuç
Manisa, Atatürk'e bağlılığını her fırsatta göstermiş, ziyaretlerinde onu bağrına basmıştır. Manisa'nın, İzmir demiryolu hattının üzerinde bulunması Manisalıların Atatürk'ü daha sık görmelerini sağlamıştır. Gazi'nin Manisa'yı her ziyaretinde hazırlıklar çok önceden başlamış ve karşılama törenleri görkemli olmuştur. Yurt gezileri Mustafa Kemal Paşa'ya halkla diyalog imkanı verirken, ziyaret edilen halk için de, inkılâplara ve Atatürk'e bağlılıklarını göstermelerine vesile olmuştur.
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:35 PM   #3 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

İdari Yapı
a.1 İdari Tarihçe
Manisa ve çevresi tarihi devirlerde Hititler, Akalar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergamalılar, Romalılar ve Bizanslılar tarafından yönetilmiştir. Saruhan Bey, 1313 yılında Manisa’yı Bizanslılardan aldıktan sonra bu şehri beyliğin merkezi yapmıştır.
Saruhan Beyliği 1410 yılında kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine alındıktan sonra Manisa Şehzade Sancağı yapıldı. 1437-1595 tarihleri arasında Manisa ve yöresi şehzadeler tarafından yönetildi. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman burada yöneticilik yapmışlardır. III. Mehmet 1595’te padişah olunca padişah çocuklarının vali olma geleneğini kaldırdı. Bu tarihten sonra Manisa’nın yönetimi Anadolu beylerbeyine bağlı sancakbeylerine bırakıldı.
Osmanlı İmparatorluğu yönetim bakımından Rumeli ve Anadolu olmak üzere iki eyalete bölünmüştü. Eyaletler, sancaklara, sancaklar kazalara ayrılmıştı. Manisa bu yönetim düzeni içinde 1595-1836 tarihleri arasında merkezi Kütahya olan Anadolu eyaletine bağlı Saruhan Sancağı idi 1831’de Manisa, Saruhan Sancağı olarak Anadolu Eyaleti’ne bağlı görünmektedir. 1836 yılında yapılan idari değişiklikte Aydın eyalet merkezi olunca, Saruhan Sancağı Anadolu Eyaleti’nden alınıp, İzmir ve Menteşe sancakları ile birlikte Aydın Eyaleti’ne bağlandı. 1845’te Saruhan Sancağı Aydın Eyaleti’nden ayrılarak, Saruhan Eyaleti oldu. 1847’de Saruhan yeniden Aydın Eyaleti’ne bağlandı. 1867 Vilayet Nizamnamesi ile eyalet sistemi kaldırılarak vilayet sistemine geçildi. Bu yönetsel düzenlemelerde Saruhan Sancağı, Aydın vilayeti sınırları içinde idi. O yıllarda Saruhan Sancağı’nın; Manisa, Turgutlu, Kula, Gördes, Akhisar, Eşme, Demirci, Alaşehir ve Adala olmak üzere 9 kazası bulunmaktaydı. 1878 yılı bilgilerini içeren ilk Aydın salnamesine göre ise kaza sayısı 11’e yükselmiştir. Saruhan Sancağı’nın 1890 yılında 11 kazada, 19 nahiyesi ve toplam 985 köyü bulunmakta idi. Kurtuluştan sonra Aydın’dan ayrılarak bağımsız bir sancak haline getirildi. 1924 yılında tüm mutasarrıflıkların vilayet sayılması üzerine Saruhan Sancağı da vilayet oldu.
24.10.1926 tarih ve 4248 sayılı kararname ile haberleşme ve işlemlerde kolaylık sağlanması bakımından Saruhan ilinin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. 1953 yılında Uşak ilinin kurulması ve Eşme ilçesinin buraya bağlanması ile ilçe sayısı 10’a düşmüştür. Bugün ise Manisa; Merkez ilçe dışında, Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma ve Turgutlu ilçelerinden oluşmaktadır.


b. İdari Bölünüş
Manisa ili idari yönden 16 ilçe, 12 bucak ve 778 köye ayrılmıştır. Ahmetli ve Gölmarmara 1987 yılında, Köprübaşı ise 1990’da ilçe statüsüne kavuşmuştur.
Merkez ilçe ile birlikte 16 ilçesi bulunan ilde; ilçelerle birlikte belediye örgütü kurulmuş 84 belediye yerleşim birimi, 779 köy ve 684 köy altı yerleşim birimi mevcuttur. Saruhanlı ilçesi en fazla belediye yerleşim birimine, Demirci ilçesi en fazla köye, Selendi, Kula ve Alaşehir ilçeleri en fazla köy altı yerleşim birimine sahip ilçelerdir.
Manisa belediye yerleşim yeri sayısı yönünden Türkiye'de beşinci, köy sayısı yönünden 10., toplam nüfus büyüklüğü yönünden 12., il merkezi nüfus büyüklüğü yönünden 26., yüzölçümü yönünden 81 ilimiz arasında 16. sırada yer almaktadır.


C.İlçeler

C.1 Merkez İlçe
Manisa merkez ilçenin
yüzölçümü 2125 km2 olup, ilin en büyük ilçesidir. Bergama, Aliağa, Bornova, Kemalpaşa, Menemen, Saruhanlı ve Turgutlu ilçeleri ile komşudur. Gediz Nehri ile Manisa Dağı arasında yoğunlaşan bir yerleşime sahiptir. Merkez ilçe idari yönden 85 köy, 13 belediyeye ayrılmıştır.
Kentleşme hızı, Türkiye ortalamasının üzerindedir. Celal Bayar Üniversitesi’ne bağlı olarak merkezde Tıp Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Sağlık Yüksek Okulu ve Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu, Muradiye beldesindeki kampüste ise Fen-Edebiyat ve Mühendislik fakülteleri öğrenim vermektedir.
Merkez ilçede yer alan Spil Dağı iç turizm anlamında büyük ilgi görmektedir. Manisa Müzesi gerek yapı ve ortamı, gerekse envanterindeki eserler ile seçkin bir yere sahiptir.
Ulucami ve Külliyesi, Muradiye Camii ve Külliyesi, Sultan Camii ve Külliyesi, Hatuniye Camii ve Külliyesi çok önemli tarih ve turizm hazineleridir.
İl merkezi, 1970’li yıllardan başlayarak sanayi ve ticaret sektörlerinde büyük gelişmeler sağlamıştır. Kenan Evren Sanayi Sitesi, Merkez Organize Sanayi Bölgesi ülkemizde birçok ilki gerçekleştirerek faaliyet göstermektedir. Manisa, ayrıca 2004 yılında Financial Times tarafından düzenlenen proje yarışmasında dünyada en iyi yatırım kenti seçilmiştir.


C.2 Ahmetli
Ege Bölgesi’nin iç kısmında yer alan Ahmetli ilçesi; doğusunda Salihli, batısında Turgutlu, kuzeyinde Gölmarmara ve Saruhanlı, güneyinde Ödemiş ilçeleri ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 83 m. olan ilçenin yüzölçümü 240 km2’dir. İlçe merkezi yerleşim yeri olarak Gediz Havzası’nda bulunmaktadır. Doğal yapı olarak genelde yüksek olmayan dağlar ve Gediz Ovası’ndan meydana gelmektedir. Güneyinde Bozdağlar, kuzeyinde Çal Dağı ilçeye paralel Ege Denizi’ne dik olarak uzanmaktadır. İlçe ve çevresine genelde Akdeniz iklimi ve bitki örtüsü hakimdir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım ürünlerinin başlıcaları üzüm, tütün, pamuk, yaş sebze ve meyvelerdir.

C.3 Akhisar
Manisa’nın en büyük, Türkiye'nin 8. büyük ilçesidir. Akhisar Manisa'ya 52 km., Ege Denizi’ne 100 km. uzaklıktadır. Denizden yüksekliği 106 m., yüzölçümü 1680 km2’ dir.

Adını verdiği verimli ovaya kurulan kent, ulaşım bakımından İzmir-İstanbul karayolu gibi işlek bir yol üzerinde bulunmaktadır.
İlçede başlıca geçim kaynağı tarımdır. Özellikle dünyaca ünlü “Şark tütünü”nün en nitelikli türleri Akhisar Ovası’nda yetişir. Zeytincilik ise son yıllarda ivme kazanmıştır. Pamuk, çekirdeksiz üzüm önemli ürünleridir.

İncil’de anılan Ege Bölgesi’ndeki 7 Kilise’den birinin Thyateira Kilisesi olması nedeni ile “İnanç Turizmi” kapsamında önemli ziyaret yerlerinden biridir.

C.4 Alaşehir
Alaşehir İlçesi, İç Ege Bölgesi’nde, Batı Anadolu'daki doğu-batı yönlü ovalardan biri olan Gediz Ovası’nın doğu kesiminde bulunmaktadır. İ.Ö. 150-158 yıllarında Pergamon Kralı II.Attalos (Phildelphos/Kardeş) tarafından Philadelphia adıyla kurulmuştur. İpek Yolu üzerinde bulunması nedeni ile ticari açıdan büyük önem kazandı. Kral II.Attalos’un vasiyeti üzerine Pergamon Krallığı’nın Roma İmparatorluğu’na geçmesiyle Roma topraklarına katıldı.
Ankara - İzmir karayoluna 35 km.' lik asfalt ile bağlı olan ilçe, il merkezine 110 km. uzaklıktadır.
Alaşehir Ege Bölgesi'ndeki tarımsal üretim merkezinin arasında önemli yer tutmaktadır. Türkiye'nin üzüm ovası olan Manisa'da 2/3'lik kısmı Alaşehir'de bulunmaktadır. Alaşehir'de 60 üzüm ihracatı yapan firma, 40 üzüm işletmesi, 1 Tariş Üzüm Entegre Tesisleri ve Suma Fabrikası ile Sarıkız Maden Suyu Fabrikası bulunmaktadır.

İlçede önemli sayıda arkeolojik sit alanı ve tescilli eski eser bulunmaktadır. Bunların başlıcaları arasında Surlar, Şeyh Sinan Türbesi, St.Jean Kilisesi, Kurşunlu Han, Antik Tiyatro, Kadışeh Türbesi, Pazar Camii, Yağhane Camii, Güdük Minare Camii, Yıldırım Bayezid Camii, Şeyh Sinan Camii ve Sarı Saltuk türbesi sayılabilir.

C.5 Demirci
Ege Bölgesi'nin İç Batı Anadolu Bölümü’nde yer alır. Doğu ve kuzeydoğusunda Kütahya, kuzeyinde Balıkesir illeri, güneyinde Selendi ve Kula ilçeleri, batısında Gördes ve kısmen Köprübaşı ilçeleri ile çevrilidir.
Kapalı havza durumunda olan ilçe; kuzeydoğuda Kütahya ile Manisa il sınırını oluşturan Demirci ve Simav Dağları'nın Akçakertik (en yüksek yeri 1502 m.) doğuda Demirci Simav Dağları, kuzeyde Türkmen Dağı, batıda Çomaklı Tepesi, güneybatıda Asi Tepe (1527 m.) ve güneydoğuda Yağcı Dağları (1511 m.) ile çevrilidir.
Halkın en önemli geçim kaynağını el ve makine halı imalatı teşkil etmektedir. Köy halkının çoğunluğu geçimini tütün, tarıma dayalı diğer ürünleri üreterek sağlar. Süt inekçiliği ve son yıllarda tavukçuluk faaliyetleri artmıştır. İlçede meyve üretimi de önemli yer tutmaktadır. Üretilen meyvelerin başında elma, kiraz, ayva, antep fıstığı, hünnap, figani efendi eriği ve yayla bağcılığı gelmektedir. İlçe ekonomisine bir diğer katkı ise feldispat madenidir. Mahmutlar, Çanakçı, Söğütçük ve Kovancı köylerinden çıkartılan madenler seramik sanayinde değerlendirmek üzere fabrikaların bulunduğu illere sevk edilmektedir. İcikler Kasabası yakınlarındaki Sidas Harabeleri, Delikliyar ve Fadıllı Mağaraları turistik yerlerin başında gelmektedir.

C.6 Gölmarmara
Ege Bölgesi’nde, Manisa il merkezinin kuzeyinde yer alan ilçenin doğusunda Gördes; batısında Saruhanlı, Ahmetli; kuzeyinde Akhisar; güneyinde Salihli ilçeleri yer almaktadır.

İlçenin hemen güneyinde, 12 km. uzaklıkta, Gördes Çayı'nın suları ile beslenen Marmara Gölü bulunmaktadır. İlçe tarım yönünden Ege Bölgesi'nin en gelişmiş yörelerindendir. Tütün ve pamuk en fazla yetiştirilen ürünlerdir. Son yıllarda bağcılık ve zeytincilik de önemli boyutlara ulaşmıştır. Ayrıca domates, lahana, kavun ve karpuz tarımı da yapılmaktadır. İlçe genelinde yılda iki ürün alınmaktadır.


C.7 Gördes
Gördes, doğusunda Demirci ve Köprübaşı, güneyinde Salihli, batısında Akhisar ve kuzeyinde ise Balıkesir iline bağlı Sındırgı ilçeleriyle komşudur.
23 Ocak 1940 tarihinde eski (aşağı) Gördes'te şiddetli bir toprak kayması olmuş, yabancı uzmanlarca yapılan çalışmalar sonucu 1948 yılında bugünkü yerleşim, yeni ilçenin kurulması çalışmalarına başlanmış ve şehir 1948 yılında yeni yerleşim yerine taşınmıştır.
İlçenin en temel ekonomik kaynağı tütüncülüktür. Ancak üretim fazlalığı nedeni ile tütün üretimine kota konulması yüzünden son yıllarda haşhaş dikimi de yapılmaktadır. Anadolu Türk halılarının düğüm tekniğine ad veren Gördes halıcılığı 17. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlayıp, kısa sürede Anadolu'nun ünlü halı merkezlerinden biri haline gelmiştir. Yurt içinde ve yurt dışında bir çok müzede örnekleri bulunan halılar genellikle seccade tipindedir.

C.8 Kırkağaç
Kırkağaç Manisa'nın 79 km. kuzeyinde, doğuda Sındırgı, batıda Kınık, güneyde Akhisar ilçeleri ile komşudur.
Kırkağaç l350 yılında Türk Kalbuz aşiretlerinden bir kısım halkın Kırkağaç'ın güney batısındaki yamaca, şimdiki ören mevkiine yerleşmeleri suretiyle kuruldu. Kırk adet çadır halkından ibaret olan aşiret 40 tane ağacın altına yerleştikleri için o günden beri kasabanın adı Kırkağaç olarak kalmıştır. Bir rivayete göre Kırkağaç kasaba halinde l432 yılında kurulmuştur. Önceleri köy, sonraları bucak olan Kırkağaç l86l'de ilçe teşkilatına kavuşmuştur.

Kırkağaç ve Gelembe kasabası ovalarının çok verimli ve her türlü tarıma elverişli olması tarımın gelişmesine neden olmuştur. Bu nedenle ilçe ekonomisinin tamamı tarıma dayanmaktadır. En çok yetiştirilen ürünler kavun, tütün, zeytin, domates, pamuk, üzüm ve baklagillerdir. İlçenin toplam ekilebilir alanı 30.046 hektardır.
İlçede büyük çapta sanayi tesisi yoktur. Ancak çeşitli kapasitelerde zeytinyağı fabrikaları vardır. Bu fabrikalar mevsimlik olarak zeytin toplama dönemlerinde çalışmaktadır. Biri merkezde ikisi kasabalarda olmak üzere 3 adet Tarım Kredi Kooperatifi vardır.

C.9 Köprübaşı
İlçe ve çevresi Hitit, Lidya, Pers, Pergamon, Saruhanoğlu ve Osmanlı egemenliğini yaşamıştır.Yapımına 1954 yılında başlanan Demirköprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı sürecinde Borlu bucağı sakinlerinin bir kısmının 1958 yılında şu andaki ilçenin bulunduğu yere taşınması ile yerleşim başlamıştır. Daha önce Gördes’e bağlı bir bucak iken, 1968 yılında belediye, 1990 yılında da ilçe olmuştur.
Ekonomi, ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Tütün, tahıl ve palamut üretimi, zeytincilik, meyvecilik, sebzecilik, balıkçılık gelir kaynaklarıdır.

C.10 Kula
Kula, Manisa ili merkezine 118 km. uzaklıkta olup, yüzölçümü 960 km2 ve denizden yüksekliği 720 m.’dir. Kuzeyde Demirci ve Selendi, batıda Salihli, güneyde Alaşehir, doğuda Uşak ili ile sınırlandırılmıştır.
İlçenin yer aldığı toprak parçaları üçüncü jeolojik zamanın sonunda meydana gelen faylarla beliren volkanik dağlarla örtülüdür. İlçe genel yapısı itibariyle dağınık bir görünüm vermekle birlikte yer yer küçük ovalara da rastlanmaktadır. İlçenin önemli akarsuyu Gediz Irmağı’dır. İlçenin genel iklimi karasal karakteristiği göstermektedir.
İlçenin en önemli turizm varlığını Osmanlı döneminden kalma tarihi eserler oluşturmaktadır. Bunlardan en önemlileri arasında; 800 dolayındaki sit alanı içerisinde bulunan eski evler, Kurşunlu Camii, Çarşı Hamamı, Kilise kalıntıları, mahalle çeşmeleri, ilçeye 13 km. mesafede bulunan tamamen doğal şartlarla oluşmuş peri bacaları, Roma döneminden kalma ilçenin 19 km. kuzeybatısında yer alan 59 derece sıcaklıktaki Emir Kaplıcaları, Emre köyünde bulunan Tabduk ve Yunus Emre türbeleri sayılabilir.
Kula, sivil Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan genellikle 18. ve 19. yüzyıl yapısı evleriyle ünlü, görülmeye değer açık hava müzesi gibidir. Türünün özgün örneklerini oluşturan, dar sokaklar boyunca sıralanmış evlerde, ağırlıklı olarak ahşap malzeme kullanılmıştır. Daha çok iki katlı, cumbalı ve saçakları süslemeli olan evlerin hepsinde, yüksek duvarlarla sokaktan ayrılmış birer avlu bulunur. Zemin katta mutfak, kiler, ahır gibi mekanlar yer alır. Fırın ve tuvalet genelde avludadır. Evlerin üst katlarındaki odalardan bir ya da iki tanesi baş oda olarak ayrılmıştır. Kapı, pencere, zemin, tavan ve davlumbaz gibi ahşap unsurlarda zarif süslemeler kullanılmıştır.
Yedinci Cumhırbaşkanı Kenan Evren’in doğduğu ev Kültür Bakanlığı’nca aslına uygun olarak restore edilerek gerekli iç düzenlemeler yapılmış ve 1985 yılında da ziyaretçilere açılmıştır.

C.11 Salihli
Manisa'ya 74 km. uzaklıkta yer alan ilçenin batısında Turgutlu, kuzeybatısında Akhisar, kuzeyinde Gördes, kuzeydoğusunda Demirci, doğusunda Kula, güneydoğusunda Alaşehir ve güneyinde Ödemiş bulunmaktadır. Salihli, güneyinde Bozdağlar Silsilesi, (2.157 m.) kuzeyinde Gediz Ovası ile kaplı olup, ovanın kuzeyinde Dibek Dağları (1.120 m.), kuzeydoğusunda Üşümüş Dağları (1.085 m.) bulunmaktadır. Salihli’nin denizden yüksekliği 125 m. olup, yüzölçümü 1.302 km2’ dir. Gediz Nehri üzerinde Demir Köprü Barajı bulunur. Barajdan sulama, taşkından korunma, enerji ve balıkçılık yönünden faydalanılmaktadır.
Salihli Belediyesi 1879 yılında kurulmuştur. Salihli'ye bağlı Adala, Durasıllı, Mersinli, Poyraz, Gökeyüp, Sart, Taytan olmak üzere 8 kasaba ile 73 köy bulunmaktadır.
Salihli’de ekonomi; tarım, toprak sanayi, deri ve ticarete dayalı olup, coğrafi konumu nedeniyle çevre ilçelerin ticari merkezi haline gelmiştir. Tarım ürünü olarak çekirdeksiz kuru üzüm, pamuk, zeytin, meyve, sebze, tahıl, tütün ve çeşitli ağaç fidanı yetiştirilmektedir. Salihli'de özel sektöre ait 30 adet tuğla-kiremit, 2 adet hayvan yemi, 1 adet basınçlı kaplar ve 1 adet zımpara taşı fabrikası ile 1 adet mermer fabrikası, 3 adet un, 2 adet zeytinyağı, 1 adet salça ve konserve, 1 adet tuz ve 15 adet çırçır fabrikası faaliyet göstermektedir .
Adala (şeftali ve kültür), Durasıllı (Mesir-Nevruz), Taytan (üzüm ve kültür), Sart (Hıdrellez) Şenlikleriyle; Çökelek Köyü Deve Güreşleri, Çavlu Köyü Pehlivan Güreşleriyle de kültürel alanda adını duyurmuştur.
Lidya, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde önemli bir şehir merkezi olan Sart’ta dünyada ilk altın para basılmıştır. Helenistik devirden kalma Artemis’te ilk bankacılık faaliyetleri başlatılmıştır.
Salihli’de kültür varlıkları olarak Sart Harabeleri, Bintepeler tümülüs Kral Mezarları, Demirköprü Barajı çevresinde Divlit Tepeler’de volkanik kraterdeki ayak izleri, Adala Kasabası yakınındaki Kız Köprüsü en önemli eserler olarak bilinir. Salihli ve çevresindeki turistik yerlere gelince Kurşunlu ve Çamur Termal Tesisleri, Allahdiyen Köyü, Marmara Gölü, Demirköprü Barajı, Bizim Ev Tesisleri önemli mekanlar arasında yer alır.

C.12 Sarıgöl
Sarıgöl Manisa ilinin güneydoğusunda Gediz Ovası’nın son bölümünde Manisa-Denizli karayolunun üzerinde bulunur. İlçenin eski adının İnegöl olduğu bilinmektedir. İlçe Manisa'nın hatta Ege Bölgesi’nin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Kesin olarak tarihi bilinmese de bulunan tarihi kalıntılar ve kitabeler Sarıgöl'ün Lidyalılar ve İyonluların egemenliğinde kaldığını göstermektedir.
Arazi genelde ovalık olup, yerleşim yerleri verimli ovaların üzerine kurulmuştur. Ovayı Buldan (Derbent) Barajı ve Avşar barajı sulamaktadır. Doğal bitki örtüsü; dağlık alanlarda çalı, meşe, yabani palamut ve çam; ovalık alanlarda ise kavak, söğüt, dut gibi ağaçlardır. Yüksek kesimlerde kestane, ceviz gibi ağaçlar bulunur. Orman bakımından zengindir.
Sarıgöl’de en çok üzüm ve tütün yetiştirilmektedir. Sarıgöl, adını dünyaca ünlü sofralık çekirdeksiz Sultaniye üzümü ile duyurmaktadır. 65.000 dekar alanda profesyonel anlamda bağcılık yapılmaktadır.
İlçede 2 motorlu dokuma ile 2500 kadar el tezgahı bulunmaktadır. Tezgahlarda yöresel kilim,el havluları, yatak yorgan ve peştamal dokunmaktadır. Kilimler başta ABD, İngiltere, Almanya olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde aranan ürünlerdir. Ayrıca çok tutulan ve sazla yapılan hasırcılık çok yaygındır.

C.13 Saruhanlı
İlçe, düz ve verimli bir arazi olan Gediz Ovası üzerinde yer alır. Yüz ölçümü 890 km2’dir. Kuzeydoğu ve doğusunda Akhisar, Gölmarmara; kuzeybatısında Kınık; güneyinde Turgutlu, Ahmetli; güneybatısında Manisa ile sınırlıdır.

Verimli topraklara sahip olması, kısa zamanda nüfusun artışını sağlamıştır. 1945 yılında Bucak Teşkilatı, 1953 yılında bugün Yılmaz Mahallesi diye anılan ve o tarihte 100 haneli bir köy olan Yılmaz Köyü ile birleştikten sonra Belediye Teşkilatı kurulmuştur. 1 Nisan 1959 tarihinde çıkarılan 7033 Sayılı Kanunla Saruhanlı merkez olmak üzere, ilçe merkezi haline gelmiştir.

İzmir-İstanbul Devlet Karayolu ilçe topraklarını ikiye böler. Ayrıca Devlet Demiryolları'nın İzmir-Bandırma, İzmir-Ankara hattı ilçe merkezinden geçmektedir.
İlçeye bağlı 13 kasaba ve 29 köy vardır. Alibeyli, Büyükbelen, Dilek, Gökçeköy, Gümülceli, Hacırahmanlı, Halitpaşa, İshakçelebi, Koldere, Kumkuyucak, Mütevelli, Nuriye, Paşaköy kasabaları ve Merkez Saruhanlı Belediyesi olmak üzere 14 belediye ile Türkiye'de en çok belediyesi olan ilçelerden biridir.
İlçe, Gediz Ovası’nda yer alan önemli bir tarım merkezidir. Son yıllarda tarıma dayalı sanayi kollarında önemli gelişmeler vardır.

C.14 Selendi
İzmir-Ankara karayolunun Kula-Uşak hattı arasında 16 km. içeride yer alır. İlçe merkezine bağlı 44 köyü vardır. Köylerin çoğunluğu dağınıktır. İlçenin çevresi dağ ve tepelerle çevrili olup, çöküntü havzasına kurulmuştur. İlçenin içinden Gediz Nehri’nin en büyük kolu olan Selendi Çayı geçmektedir. İl merkezine uzaklığı 167 km.’ dir. Arazi genellikle dağlık, vadilik ve kısmen de ovalıktır. Selendi, 1 Haziran 1954 yılında ilçe olmuştur.
Halkın geçim kaynağı genellikle tütüncülük, hayvancılık, kısmen de meyveciliktir. Buğday, arpa, haşhaş gibi ürünler de ekilmektedir. Son yıllarda ilçede meyvecilik alanında büyük atılım yapılmaktadır. Halen bazı köylerde yurtdışı bağlantılı ihraç kiraz üretimi yapılmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde meyvecilikten ilçe ekonomisine büyük katkı sağlanacaktır. Her yıl düzenli olarak Pınarlar Köyü’nde kiraz festivali yapılmaktadır
İlçede Yörük kültürünün simgesi olan “kertme kilimleri” ve dokuma halıcılığı ünlüdür.

C.15 Soma
Manisa’nın kuzeyinde, Bakırçay Vadisi içinde yer alan ilçenin güneyinde Yunt Dağları, kuzeyinde Kozak Marda kütlesinin uzantıları yer alır.
Soma ve dolayları tarihi dönemlerde bir çok uygarlığa sahne olmuştur. Çevrede Hitit, Lidya, İran, Mekodonya, Bergama Krallığı ile Roma ve Bizanslıların egemenliklerinin izlerine rastlanılmaktadır.
Soma, Türkiye'nin en kaliteli linyit kömürüne sahip ilçesidir. Rezerv bakımından da Elbistan'dan sonra ikinci sırayı teşkil etmektedir.
Tarihi önemi olan Darkale (Tarhala) Köyü, Menteşe Köyü Kaplıcası, Sevişler Barajı turizm açısından önemli yerlerdir.

C.16 Turgutlu
Turgutlu; doğusunda Ahmetli, batısında Manisa, Kemalpaşa, kuzeyinde Saruhanlı, güneyinde Ödemiş ve Bayındır ilçeleri ile çevrilidir. Ege Denizi’nin 55 km. doğusunda yer alır.
Saruhanoğulları döneminde, bölgede Turudlu adıyla bir yerleşimin oluşturulduğu ihtimali yüksektir. Turgutlu, Turudlu adlı bir Türkmen cemaati tarafından oluşturulmuş ve Osmanlı döneminde hızla gelişmiştir. Tanzimat’ın ilanından sonra, “Kasaba-i Turgutlu” kaza haline getirildi. 29 Mayıs 1919’da Yunan işgaline uğramış, 7 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.
Turgutlu, Manisa İli olarak ilçe sıralamasında 3.büyük ilçedir. Mülki idarede birinci sınıf ilçe olan Turgutlu'ya bağlı, merkezle birlikte 3 belediye, 37 köy vardır. Turgutlu ilçe merkezi ve köylerinde, değişik yerlerden gelen aileler iç içe yaşamaktadır. Gerek sanayileşme sonucu, gerekse tarım işçiliği nedeniyle ilçeye gelen işçilerin geri dönmemeleri sonucunda her geçen gün ilçe merkezinin nüfusu artmaktadır.
İlçede tarıma ve toprak sanayine dayalı ekonomik bir yapı mevcuttur. İlçenin % 54'ünde tarım yapılmaktadır. Turgutlu'da Gediz Havzası’nın verimli topraklarının bulunması ve Akdeniz ikliminin olumlu etkileri sayesinde polikültür tarım yapılmaktadır. Çekirdeksiz üzüm, pamuk, tütün, domates, buğday, kiraz, şeftali, erik ve zeytin, ziraatı yapılan başlıca ürünlerdir. Sofralık üzüm üretimi önem kazandığından yayla bağcılığı gelişmektedir. Pamuk tarımı Gediz Havzası’nda yapılmaktadır. Tütün, kırsal kesimin geçim kaynağıdır. Kapari, kekik gibi alternatif bitkiler ekimi tanıtılmaktadır. Hububat; kırsal alanlarda tütün, taban arazilerde pamukla dönüşüme girmektedir. Arpa üretimi, hayvanların yeşil ot ihtiyacını karşılamak için yapılmaktadır. Meyvecilikte şeftali, kiraz, erik ve incir üretimi önemlidir. Kiraz ve incir ihraç edilmektedir.
Turgutlu tuğla ve konserve sanayi alanında gelişmiş bir ilçedir. Ülkemiz tuğla ihtiyacının önemli bir bölümü buradaki fabrikalar tarafından karşılanmaktadır.
İlçedeki en önemli turistik tesis Urganlı Kaplıcaları’dır.
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:39 PM   #4 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

KÜLTÜR ve SOSYAL YAPI


a.Kutlama ve Şenlikler

Manisa’nın önemli günleri, kutlama ve şenlikleri arasında; Atatürk’ün Manisa’ya gelişi, şehrin ve ilçelerin düşman işgalinden kurtuluş günleri çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Önemli Günler
Mahalli Kutlama Günleri:
-Atatürk'ün Manisa'ya Gelişi/ 10 Ekim
-Şair Eşref'i Anma Günü/ Kırkağaç - 22 Mayıs

Festivaller:
-Üzüm ve Kültür Festivali/Ahmetli 4-5 Eylül
-Akhisar Çağlak Festivali/Nisan ayının ilk haftası

Şenlikler:
-Hıdırellez Kültür ve Bahar Bayramı/Manisa - 6 Mayıs
-Geleneksel Mesir Şenlikleri/Manisa - Nisan ayının son haftası
-Manisa Bağbozumu Şenlikleri/7-8 Eylül
-Alaşehir Üzüm Şenliği/5 Eylül
-Kırkagaç Çam Mesiri/Mayıs ayı içerisinde
-Gölmarmara Hıdırellez Sehrası/Akpınar Mesire Alanı- Her yıl belediyece belirlenen tarihte
-Turgutlu Bağbozumu Şenlikleri /7-12 Eylül
-Sarıgöl Üzüm Senliği/4 Eylül
-Sarıgöl Gençlik Günleri/20-25 Mayıs
-Şiir İkindileri/Salihli Belediyesi-İlkbahar ve Sonbahar

Şenlikler:
-Sinema Günleri/Salihli Belediyesi Tiyatro Salonu
-Tiyatro Şenligi (Çocuk Oyunlari Şenliği)/Salihli Belediyesi Tiyatro Salonu-23 Nisan

Önemli Haftalar:
-Ahilik Kültür Haftası/Manisa - Ekim'in 2. haftası

Kurtuluş Günleri:
-Selendi'nin Kurtuluşu 3 Eylül
-Sarıgöl'ün Kurtuluşu 4 Eylül
-Demirci'nin Kurtuluşu 30 Ağustos
-Kula'nın Kurtuluşu 4 Eylül
-Salihli'nin Kurtuluşu 5 Eylül
-Alaşehir'in Kurtuluşu 5 Eylül
-Gördes'in Kurtuluşu 5 Eylül
-Akhisar'ın Kurtuluşu 6 Eylül
-Saruhanlı'nın Kurtuluşu 7 Eylül
-Turgutlu'nun Kurtuluşu 7 Eylül
-Manisa'nın Kurtuluşu 8 Eylül
-Kırkağaç'ın Kurtuluşu 12 Eylül

b. Folklorik Yapı
b.1 Doğum
Manisa ve yöresinde doğumla ilgili çeşitli inanış ve uygulamalar bulunmaktadır. Örneğin hamilelik süresince bazı yiyeceklerin yenmesi ve ayı- maymun gibi hayvanlara bakılması hoş değildir. Tatlı ayva, üzüm gibi bazı gıdalar bolca yedirilir. Çocuğun doğumundan sonra, büyüdüğünde hangi mesleğe sahip olması isteniyorsa göbeği, o mesleği sembolize eden yere gömülür (Okul bahçesi gibi). Doğumun yedinci günü loğusa mevlidi okunur, kırkıncı günü çocuk kırklanır. Bu işlem kırk adet taş ve altın batırılmış su ile yapılır. Çocuğun ilk dişi çıktığında diğer dişlerin çabuk çıkması için diş buğdayı kaynatılarak buğdayın üzerine ayna, makas ve bıçak konur. Çocuğun; aynayı alırsa istikbali parlak, makası alırsa sanatkar, bıçağı alırsa çok cesur olacağına inanılır. Çocuğu nazardan korumak için nazarlık takılır, mavi elbise giydirilir.

b.2 Sünnet Töreni
Sünnetle birlikte çocuğun yetişkin bir erkek olacağına inanılır. Bir gece önce kına gecesi yapılarak çocuğun eline kına yakılır. Ertesi günü lokma yapılarak davetlilere ikram edilir. Sünnet çocuğu süslü bir at ya da arabaya bindirilerek konvoya çıkar ve aynı anda mevlit okunmaya başlar. Konvoy dönüşü çocuk attan inerken babası tarafından bir gayr-i menkul bağışlanır. Çocuğa harmandalı ve çiftetelli oynatılarak, takı takılır ve ardından sünnet işlemine geçilir.

b.3 Evlenme
Türkiye’nin diğer yerlerinde olduğu gibi evlilik, Manisa’da da çok önemsenen, çeşitli dini tören ve inanışların toplandığı bir dönemdir.
İstenecek kızın evine iki kez görücü bir kez de dünürcü olarak gidilir. Kız istemeden sonra “söz kesmeye” gidilir. Nişan genellikle aileler arasında ve kız evinde yapılır. Kız ve erkeğe, kırmızı kurdele ile bağlanmış nişan yüzükleri aile büyükleri tarafından takılır ve kurdele kesilir.
Düğünün iki dini bayram arasında olmamasına dikkat edilir. Düğünden bir hafta önce kız evine içinde gelin için alınan eşyalar bulunan düğün selesi gönderilir. Kız evi de oğlan evine dürü bohçası gönderir.
Düğünden bir hafta önce Cuma günü damadın sağdıçları ve yakın arkadaşları tarafından kız evinden çeyiz almaya gidilir. Sağdıç hapsedilerek ya da sandığın üzerine oturtularak, makul bir hediye ya da para almadıkça bırakılmaz. Kız evinde yapılan kına gecesine kadınlar davet edilir. Bu esnada oğlan evinde de mevlit okunur. Konuklara şeker, sigara ve kahve ikram edilir.Düğün sofrasının değişmez dört yemeği; pirinç çorbası, etli nohut, pirinç pilavı, zerde veya irmik helvasıdır.
Öğleden sonra gelin almaya gidilir. Gelin için babası, amcası veya ağabeyi tarafından “kuşak merasimi” yapılır. Gelin arabadan inince başının üzerinden buğday, leblebi şekeri ve bozuk para saçılır. Buğday ile evin bereketli, şeker ile geçimlerinin tatlı, para ile ömürlerinin refah içinde geçmesi temenni edilir. Oğlan evine gelen gelinin kucağına gürbüz bir erkek çocuğu verilir. Gelin ve damada şerbet ikram edilir, içinde bir yudum bırakılmış şerbetten daha sonra evlenmemiş kızlara içirilir.
Dini nikah gizli kıyılır. Düğünden sonra damadın sağdıçları damadı alarak hamam giderler. Daha sonra ise kız evine el öpmeye gidilir. Kahvaltının ardından kayınpeder damada altın saat ve yüzük hediye eder, sağdıçlara da gömlek, kravat vs. hediye edilir.
Düğünden sonraki günün ilk cuması, Cuma namazından sonra “gelin görmesi” yapılır. Gelen yakınlar gelini görmüş ve tanışmış olur, akşama kadar eğlenilir.


b.4 Ölüm
Doğum ve evlilikte olduğu gibi ölümle ilgili de birçok adet ve inanç bulunmaktadır. Cenaze sonrasında taziye için gelenlere ikramda bulunulmaz, ayakkabıları çevrilmez, kadınların başörtüleri alınmaz. Ziyarete gelenler doğruca kendi evlerine gitmezler başka yerlere de uğrarlar. Ölümün üçüncü günü irmik helvası, yedinci günü lokma dağıtılır. Kadınlar tarafından yetmiş bin Kelime-i Tevhit çekilir.

b.5 Bayram ve Kandiller/Ramazan Etkinlikleri
Dini Bayram ve kandiller renkli bir şekilde kutlanır. Özellikle Regaib Kandili “Fetih Hatırası” olarak kutlanmaktadır. Akşam namazından çıkınca silahlar, havai fişekler, maytaplar atılır, fener ve mumlar yakılır. Kandilden bir hafta önce tüm şekercilerde, kandil helvası satılmaya başlar.
Ramazan ayında şehirde yardımlaşma havası eser ve gelenekler yeniden canlanır. Şehrin büyük meydanında halka açık, tüm Manisalıların davetli olduğu iftar yemekleri verilir. Tulumbacılar, macuncular ve pamuk helva satıcıları sokakları süsler, geçmişteki çocukluk günleri tekrar yaşanır.
Manisa Belediyesi ve Manisa’yı Mesir’i Tanıtma ve Turizm Derneği’nin ortak çalışmasıyla, İbiş’ten Karagöz’e, Meddah’tan Arap Bacı’ya, ateş yutan adamdan, sihirbaza eski Ramazan eğlenceleri yeniden hayat bulur. Halkın ilgisi ve katılımıyla gerçekleşen gösteri ve konserlerle Ramazan etkinlikleri daha da renklenir.


b.6 Türbe Ziyaretleri
Türbeler yüz yıllar boyunca halk tarafından saygı görmüş ve çeşitli isteklerine ulaşmak için birer vesile olarak kabul edilmiştir.


b.7 Hıdrellez
6 Mayıs’ta Hıdrellez kutlanır. Bir gün önce kadınlar Hacet Dede’ye giderek dilekte bulunur. Hava kararınca sokaklarda ateş yakılır. Bir dilek tutularak üzerinden atlanır.Evlerin kapıları güller, yeşilliklerle süslenir. Kadınlar başlarına gül takarlar. Bunun amacı tüm yılın gülerek geçmesidir. Sadece bugüne özgü “Kulir” adı verilen susamlı çörekler pişirilir.


c. El Sanatları
c.1 Halı Dokumacılığı
13. yüzyılda Manisa yöresine yerleşmeye başlayan Yörük ve Türkmen boyları, göçebelikten yerleşik düzene geçtikten sonra gelenek ve göreneklerini korumuş, halı ve kilim dokumacılığını sürdürmüşlerdir. 17. ve 18. yüzyılda Batı Anadolu’nun en önemli merkezleri Yunt Dağları bölgesi, Kula, Gördes ve Demirci’dir.
Yuntdağı Halıları
Genel olarak 26x33 düğüm sıklığında olan eski Yuntdağı halılarında ana renkler koyu kırmızı, koyu mavi ve deve tüyü rengidir. Atkı ve çözgüleri yün olan halıların baş ve son uçları gevşek bir kilim dokuması ile bitirilmiştir. Yörede desenlerine göre deve boynu, yeşil baş ve düz biçim olarak isimlendirilmiş başlıca üç çeşit halı dokunmaktadır. Bordürler çınar yaprağı, rozet ve eli belinde gibi motiflerle bezelidir. Mihrap içleri çiçek saksısı, badem çiçeği, sekiz köşeli yıldız, çoban aynası ve eli belinde motifleri ile doldurulmuştur. Mihrabın altında içleri rozetler ve geometrik bezemelerle süslü sandık motifleri yer alır.
Gördes Halıları
17. ve 18. yüzyılda, Avrupa ve Amerika’da seccade ile eş anlamda kullanılan Gördes oldukça tanınmıştır. Halı dokumacılığında Türklerin yarattığı “çift düğüm” denilen ilave tipi, halıcılıkla ilgili tüm yayınlarda “Gördes Düğümü” olarak geçmektedir. Gördes, halılardan çok seccadeleri ile ün kazanmıştır. Seccadelerin en belirgin özelliği mihrap kemeridir. En sevilerek kullanılan motifler, ibrik, kandil ve çiçek demetleridir. İbrik temizliği, kandil ilahi ışığı, çiçek demeti cenneti ifade eder. Gördes seccadelerinde koyu kırmızı ve koyu mavi temel renklerdir.
Kula Halıları
Kula halılarında Gördes düğümü kullanılmıştır. Ana renk sarı ve mavinin tonlarıdır. Ayetlik ve tabanlık panolarında stilize hayvan figürlerine rastlanır. Bordürler geniştir ve lale, karanfil, sümbül gibi çiçeklerden oluşmuş buketlerle bezemiştir.


c.2 Çömlek Yapımı
Güveç, neolitik geleneğin bir devamı olarak kadınlar tarafından elde üretilmektedir. Demirköprü Baraj yolu üzerinde, içte dağlık alanda yer alanda yer alan Gökeyüp, geleneksel mimarinin iyi korunduğu bir beldedir. Erkeklerin yakındaki ocaklardan kazıp, çıkardığı kil ve mikalı şistler köy kadınları tarafından dövülüp, toz haline getirilmekte, yoğrulup, düz bir kalasa yerleştirilmiş küçük bir ahşap diskin üzerinde elle, güvece ve balık pişirme kaplarına dönüştürülmektedir.

c.3 At Arabacılığı
Akhisar ilçesi 20. yüzyıl başlarında yaylı at arabası yapımında ustalaşmış atölyeleri ve bu arabaları renk renk desenler, manzara resimleri ile süsleyen sanatkarları ile ün yapmıştır. Günümüz değişen yaşam düzeni içinde, aslının tamamen aynı küçük arabalar yapılmakta, bahçe ya da iç mekan dekorasyonunda kullanılmaktadır.


c.4 Kula Çarşısı
Kula, mimarisi ve kent dokusu ile kentsel bir sit alanıdır. Bakırcılar çarşısı, halıcılık, keçecilik, semercilik, dericilik faaliyetleri ile birçok el sanatı varlığını sürdürmektedir. Kula’da leblebiciliğin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Leblebi üretimi, küçül el sanayisi halinde usta-çırak, bilgi ve görgüsü olarak sistemli bir şekilde yapılmaktadır.


d. Mimari Eserler

d.1 Cami ve Külliyeler


-Ulu Cami ve Külliyesi
Manisa’nın en eski câmisidir. Saruhan Bey’in torunu İshak Bey tarafından 1366’da yaptırılmıştır. 14 sütun üzerine üç yönde revakla çevrilmiştir. Sütunlarının bâzıları Bizans kilisesine âittir. Câminin yanında bir medrese vardır. Medrese kapısı yanında tek şerefeli kilim desenini andıran ve yeşil, mavi, sarı ve mor renkli çini tuğlalarla süslü kısa gövdeli minâresi vardır. Minber abanoz ağacından yapılmış olup, âyet-i kerîme yazılarıyla süslüdür. Minber Türk ağaç oymacılığının güzel örneklerinden olup, Manisa Etnografya Müzesindedir. Medrese, Bizans kilise harâbeleri üzerine yapılmıştır. Boyu 36,55 m, eni 32,55 metredir.


-
Hatuniye Camii ve Külliyesi
Sultan İkinci Bâyezid’in hanımı Hüsnü Şah Hâtun 1490’da yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, Kurşunlu Han, medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Medresesi yıkılmıştır. Kurşunlu Han gördüğü tâmirler yüzünden, orijinal yapısını kaybetmiştir. Minâresinin gövdesi zikzaklı burmalarla bezenmiştir. Geometrik oymalarla süslü minberi orijinaldir. Külliye ilk dönem Osmanlı mîmârîsinin en güzel örneklerindendir. Câminin yanındaki türbe 1881’de ölen Sadrazam Rüştü Paşa’ya âittir.


-Sultan (Valide Mesir) Camii ve Külliyesi
Yavuz Sultan Selim Han’ın Hanımı Ayşe Hafsa Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, sultan hamamı, dârüşşifâ, medreseden meydana gelmiştir. Mesir Macunu bu külliyede bulunan câmiden halka atıldığı için Mesir Câmii adı ile de bilinir. Câminin mihrab ve minberi Osmanlı sanatının üstün yapılarındandır. Dış medrese yıkılmış olup, iç medrese günümüzde müftülük olarak kullanılmaktadır. Dârüşşifa kısmı ise günümüzde sağlık müzesidir.


-Muradiye Camii ve Külliyesi
1582-1585 seneleri arasında yapılmış olup Mîmar Sinan’ın eseridir. Külliye; câmi, medrese, imârethâne, sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Sıbyan mektebi yıkılmıştır. Külliyeyi Sultan Üçüncü Murâd Han yaptırmıştır. Câmisi Manisa’daki Osmanlı devri câmilerinin en değerlisidir. Kesme taştan yapılan câminin sağ ve solunda iki ince minâre bulunmaktadır. Giriş kapısı ağaç oymacılığının bir şâheseridir. Sütun kapı, duvar ve kubbede yer alan oymalı mermerler, çiçek motifli ve âyet-i kerîmelerle süslü çiniler ve diğer çeşitli süslemelerle Türk süsleme sanatının en güzel örneklerindendir. Medresesi, Etnografya Müzesi; imârethâne kısmı ise Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultan İkinci Abdülhamid zamanında külliye esaslı bir şekilde tâmir edilmiştir.


-Dilşikar Camii ve Külliyesi
Kare planlı, tek kubbeli bir camidir. Pandantif bingili ve sekizgen tamburlu kubbe kiremit kaplıdır. Üç yuvarlak kemerli son cemaat yeri sonradan ilave edilmiştir.


-İvaz Paşa Camii
İvaz Paşa bin Abdülmümin tarafından 1488’de Mutlu Mahallesi’nde yaptırılmıştır. Yanında medrese odaları vardır. Ağaç minberinin oymaları Türk el sanatının en ince görüntülerini sergiler.


-Çeşnigir Camii
Çeşnigir Sinan Bey tarafından 1474’te yaptırılmıştır. Caminin harim kısmı düzgün kesme taşlarla enine dikdörtgen bir plan üzerine inşa edilmiştir. Mihrabı geometrik oymalarla bezelidir. Yanında Karamanoğulları’nın yaptırdığı kitaplık bulunmaktadır.


-Ali Bey Camii
Timurtaş Paşa oğlu Ali Bey tarafından 1427 yılında yaptırılmıştır. Zaviyeli cami tipinde inşa edilmiştir. Minaresi caminin batı kısmında yer alır.


-İbrahim Çelebi Camii
Kare planlı, tek kubbeli bir camidir. Caminin son cemaat yeri, alaturka kiremitli üç küçük kubbeyi taşıyan, mermer sütunlu, devşirme Bizans başlıklı ve sivri kemerli bir akad sisteminden meydana gelmektedir. Caminin kitabesine göre 1549 yılında Karamanizade Emre Hoca’nın oğlu İbrahim Çelebi tarafından cami ve medrese odaları yaptırılmıştır.


d.2 Türbeler

-Saruhan Bey Türbesi
Saruhan Bey’in torunu İshak Çelebi tarafından 1345 yılında yaptırılmıştır. Türbe tek merkezli kubbeli ve giriş bölümü yuvarlak kemerlidir. Kubbeli ana mekanın kuzeyine eklenmiş tonozlu giriş mahalli ile Manisa yöresine has bir plan tipinin ilk örneği olmuştur.


-Yedi Kızlar (Gülgün Hatun) Türbesi
Gülgün Hatun tarafından 14. yüzyılda yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapının geniş sivri kemerli giriş cephesi yöre türbelerinin karakterlerini yansıtır. Kare mekanlı ve kubbeli bölümde yedi mezar görülür, içindeki yedi sandukadan ötürü türbenin ismi halk tarafından yedi kızlar olarak anılmaktadır.


-Revak Sultan Türbesi
Kare plan üzerine kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. Türbenin içinde biri Horasan Pirlerinden Revak Sultan’a ait olmak üzere üç sanduka bulunmaktadır.


-Aynı Ali Türbesi
Güney yönündeki sivri kemer açıklıklı kare planlı giriş mekanı kırma çatı ve alaturka kiremit kaplıdır. Kubbenin dışı günümüzde kurşun görünümlü şaplı betonla sıvanmıştır.


-Yirmi iki Sultanlar Türbesi
Kesme taşlarla inşa edilmiş sekizgen piramidal gövdeli bir türbedir. Manisa’da sancak beyi olarak bulunan Osmanlı şehzadelerinin çocuk ve yakınları için inşa edilen türbede sekizi erkek on dördü çocuk ve kadınlara ait 22 sanduka bulunmaktadır.


-Terzi Ahmet Dede Türbesi
Yol kenarındaki bir bahçe içinde bulunan türbe, kare planlı kübik bir yapıdır. Doğu cephesindeki dikdörtgen formlu kapıya giriş sağlanmış, kubbe bingisi olarak pandantif kullanılmıştır.


-Tezveren Dede Türbesi
Kare planlı, tek kubbeli, kübik, kargir bir yapıdır. Tüm cepheleri sıvandığından orijinal duvar örgüsü görülememektedir. Batı yönünde basit bir kapısı vardır.


-Haki Baba Mescidi

Mescit, Haki Baba (Kaynak) Mahallesi, Yavaşali Sokağı’ndadır. Kitabesi bulunmamaktadır ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde tarihsiz iki vakıf kaydı vardır.
Haki Baba tarafından 14. yüzyılda yaptırılan mescit, kırma çatılı, alafranga kiremit kaplamalı, düz kireç harç sıvalı basit bir yapıdır. Minaresi sonradan yapılmış ve kuzeybatı köşesine yerleştirilmiştir.


-Yiğitbaşı Dergahı
Tekke, Seyit Hoca Mahallesi’ndedir. Dergah, 1505-1506’da Manisa’da ölen Reisülevliya Ahmet Şemsettin Marmaravi (Yiğitbaşı) tarafından yaptırılmıştı. Sekizgen planlı, kubbeli bugünkü yapı 1976’larda tamamen yeniden yapılmıştır. Mescit olarak kullanılmaktadır. Etrafındaki hazirede 11 tane mezar taşı vardır.


d.3 Hanlar ve Hamamlar

-Cumhuriyet Hamamı
16. yüzyılda inşa edilmiştir. Kuzey cephesinde bulunan kadınlar bölümünün kapısında, ortasında şadırvan bulunan kubbe örtülü geniş bir soyunma mahaline girilmektedir. Erkekler bölümünün kapısı batı yönündedir.


-Hüsrev Ağa Hamamı
Kagir bir yapıdır. Cephesi, ortadaki daha yüksek olmak üzere üç sivri tonozlu niş halindedir.


-Karaköy (İvaz Paşa) Hamamı
Yan yüzleri kapalı ön cephesi iki bizanten başlıklı mermer sütunlara oturan üç sivri kemerden ibaret revak sistemi hamamın giriş mahalidir. Cephesi kırmızı tuğla ve beyaz derzlerle yapılmış, geometrik motiflerle süslüdür.

-Alaca Hamam
15. yüzyıla tarihlenen çifte bir hamamdır. Kare planlı soyunma kısmının üstü kubbe ile örtülmüştür.


-Dere (Gülgün Hatun) Hamamı

14. yüzyılda Gülgün Hatun tarafından yaptırılmıştır. Merkezi kubbeli, dört eyvanlı hamam tipindedir.


-Çukur Hamam
Ulu Cami’nin kuzeydoğusunda yer alan Çukur Hamam, dört eyvanlı, merkez kubbeli hamam tiplerinin bir örneğidir. Kare planlı ve kubbe örtülü camekanın iç duvar kenarlarına yüksek taş sekiler yapılmıştır. Tonoz örtülü soğukluk bölümünden kubbeli ılıklık bölümüne geçilir. Ilıklık kısmının doğusu dört eyvanlı ve halvetli sıcaklık kısmıdır.


-Kurşunlu Han
1488 yılında Sultan II. Beyazıt’ın Hatunu Hüsnüşah Sultan tarafından inşa ettirilmiştir. Han iki katlı, açık avlulu, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak inşa ettirilmiştir. Yapının üst örtüsü orijinalinde kurşunlu olup, sonradan kiremit çatı ile kapatılmıştır. Günümüzde öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır.


-Yeni Han
19. yüzyılda Hacı Mehmet Sadık Bey tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, avlulu, ahırlı, iki katlı bir ticaret hanıdır. Birinci katta depolar ve sonradan ilave edilmiş ahırlar, ikinci katta ise revaklara açılan tek mekanlı odalar yer almaktadır.


d.4 Çeşmeler

-Kaval Çeşme
Kitabesinden Fatih devrinde yapıldığı anlaşılan çeşme sivri kemerli, niş halindedir. Mutlu Mahallesi, Kaval Çeşme Sokak’ta bir konutun içinde gömülü halde bulunmaktadır.


-Anonim Çeşme (Vak Vak Çeşmesi)
Vak Vak Tekkesi hazire duvarı içine yapılmış tuğla örgülü sağır bir niş halindedir.


-Taşçılar Mescidi Çeşmesi
Kitabesinden 1800 yılında yapıldığı anlaşılan çeşme, caminin doğu duvarına sonradan ilave edilmiştir. Mermer ayna taşının üst tarafına iki satırlık bir kitabe oyulmuş, altına da tepeleri alemli üç kemer deseni çizilmiştir.


-Anonim Çeşme

Kaynak Mahallesi Dokur Sokak’ta bulunan çeşmenin cephesindeki sivri kemerli nişin üzengi seviyesine kadar kaba yontu taş, diğer kısımları tuğla malzeme ile inşa edilmiştir.


-Derdiler Çeşme
Müstakil bir meydan çeşmesidir. Cephesi ağır, sivri kemerli bir niş halindedir.


-Polat Hacı Mehmet Ağa Çeşmesi
Polat Hacı Mehmet Ağa tarafından 1790 tarihinde yaptırılmıştır. Beyaz mermer ile inşa edilmiş iki cepheli bir çeşmedir.


-Sipahi Pazarı Çeşmesi
Rum Mehmet Paşa Bedesteni’nin güney girişine sonradan yapılmış, Cumhuriyet öncesine ait bir çeşmedir.


-Derviş Hasan Çeşmesi
Derviş Hasan tarafından 1762 tarihinde yaptırılmıştır. Yarhasanlar Camii’nin güneyindeki hazire duvarına bitişiktir.


-Pür Nefes Çeşmesi
1586 yılında yaptırılan bu meydan çeşmesi Arapalanı Camii avlusunun kuzeydoğu köşesindedir. Çeşmenin kuzeye bakan cephesi sivri niş halinde oyulmuştur.


-Anonim Çeşme
Bayındır Mahallesi, Serabat Caddesi’nde bulunan hayır eseri bir çeşmedir. Sivri kemerli sağır bir niş halindeki çeşmenin ayna taşına bir lüle takılmıştır. Su haznesi tuğla örgülü bir beşik tonozla kapatılmıştır.


-Van Kulu Mehmet Efendi Hayratı (Serabat Çeşmesi)
Bayındır Mahallesi’nde, Tabak Deresi kenarında tuğla malzeme ile yapılmış, hazneli bir çeşmedir. Yapı blokunun doğu cephesi sivri kemerli sağır niş olarak düzenlenmiş, kemerin üzengi seviyesine yatay profilli silme işlenmiştir.


-Aynı Ali Çeşmesi
Süleyman Paşa tarafından 1809 tarihinde yaptırılmıştır. Aynı Ali Camisi’nin avlu duvarındaki hazneli bir çeşmedir. Cephesi üç yuvarlak sağır kemer halinde düzenlenmiş, ortadaki kemerin içine su lülesi yerleştirilmiştir.


-Muradiye İmareti Çeşmesi
Muradiye Külliyesi’nin Cami ile Medrese arasındaki dış duvarına yapılmış bir çeşmedir. Gerek mimari, gerek süsleme elemanının karakteri bakımından klasik devir Osmanlı mimarisinin bir örneğini teşkil etmektedir.


d.5 Diğer Mimari Eserler


-Saray-ı Amire (Manisa Sarayı)
Vakfıyesinde 1145 yılında yapıldığı belirtilen Manisa Sarayı bugünkü Fatih Parkı ve Kızılay binasının bulunduğu alanda yer almaktaydı. Sarayı Sultan II. Murat inşa ettirmiş, Fatih Sultan Mehmet genişletmiştir.
III. Mehmet döneminin ünlü nakkaşı Hasan Paşa’nın “Şemailname-i Ali Osman” adlı eserindeki minyatürden edinilen bilgilere dayanarak; sarayın 52 dönümlük bir alana yayılan bahçeler içinde yer aldığını, ortada büyük bir kapısı bulunan revaklardan saray avlusuna girildiğini, birinci avluda üç kuleli bir köşkün ve avlunun, sağ tarafında kemerli bir kapıdan girilen küçük bir bahçe içinde ikinci bir köşkün olduğu bilinmektedir.
Sultan III. Mehmet’ten sonra şehzadelerin İstanbul dışında eğitimi yasaklanınca Manisa Sarayı kaderine terk edilmiş ve 18. yüzyıla kadar küçük onarımlarla ayakta tutulmaya çalışılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında sarayın ahşap kısımları tamamen yanmıştır. Günümüze ulaşan kare planlı kısmı taş ve tuğladan yapılmış bir kulenin üstü sıvanıp, üç katlı bir apartman haline getirilmiştir. Bina günümüzde Kızılay Derneği’nin merkezi olarak kullanılmaktadır.


-Mevlevihane
Evliya Çelebi’nin görüp, yazdığına göre, 1369 yılında İshak Çelebi tarafından yaptırılmış bir tekkedir. Celal Bayar Üniversitesi tarafından aslına uygun olarak restore edilmektedir.
Ortadaki kubbeli semahanenin güneyine sivri topuzlu geniş bir ana eyvan eklenip, tekkenin mescid kısmı oluşturulmuştur. Ana eyvanın karşısındaki giriş eyvanında ise iki katlı bir düzen uygulanmış ve üst kat musiki icra yeri olarak kullanılmıştır. Doğu ve batı yönündeki yan mekanların üst katlarına çıkışı sağlayan kapı ve merdiven izleri tespit edilememiştir.


-Hükümet Konağı
Neo Klasik Osmanlı mimarisi stilinde olan Hükümet Binası, 1924-1925 yıllarında Vali Muştak Lütfi Bey zamanında, Mimar Rüstem Bakoğlu’na yaptırılmıştır.
Üç katlı kagir bina dikdörtgen planlıdır. Kuzey cephesinin ortasındaki giriş anıtsal formdadır. Bu kısımda iki yandan merdivenlerle çok köşeli dört sütunlu ve üç sivri kemerli bir sundurmaya çıkılmakta, bu sundurmanın üst balkon şeklinde düzenlenmiş dört adet, dört sütun üzerine oturtulan balkon çatısının üzerine yarım bir yalancı kubbe yapılmıştır. Güney cephesinin ortasında yedi mermer basamakla çıkılan ikinci bir giriş kapısı vardır. Her katta 17 odadan toplam 51 odası vardır.


-Darphane
Yapının kitabesi olmadığından esas fonksiyonu ve yapım tarihi belli değildir. İçinde İlyas Bey’in 1362 yılında bastırdığı bir sikkeyle birlikte birçok sikke bulunduğundan darphane olarak isimlendirilmiştir. İki katlı ve kubbeyle örtülü kagir binada alt kat sivri tonozla örtülü yan yana iki mekan halinde düzenlenmiştir. Cephe kesme taş kaplama yapılmış ve aralarına üçer sıralı yassı taşlar yerleştirilmiştir.



e. Manisa Müzesi

Muradiye Külliyesi’nin medrese bölümü düzenlenerek, 1937 yılından itibaren Manisa Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Eserleri depolayacak ve sergileyecek daha fazla alana ihtiyaç duyulması sonucu 1972 yılında imarethane, müzenin arkeoloji seksiyonu olarak düzenlenmiştir.
Seksiyondaki eserlerin tamamı Lydia bölgesi höyük yerleşmeleri ile, Sardes "Salihli", Philadelphia "Alaşehir", Thyateira "Akhisar", Julia-Gordos "Gördes", Saittai "Demirci", Apollonis "Mecidiye-Akhisar", Magnesia Ad Sipylus "Manisa", Stratonikeia-Hadrianopolis "Siledik-Kırkağaç", Nakrasa "Bakır-Kırkağaç", Attalia "Selçikli-Akhisar", Daldis "Kemer-Salihli", Tabala "Yurtbaşı-Kula", Aigai "Manisa", Kharakipolis "Çağlayan-Gördes", Maioneia "Menye-Kula" vs. gibi antik şehirlerden gelmiştir.
İmarethanenin revakları altında; Anadolu'da ilk çağlardan beri tapılan Bereket Tanrıçası Kybele ve Athena, Dionysos, Hermes gibi tanrıların kült heykelleri ile portre özelliği gösteren Roma Devri heykel ve büstleri sergilenmektedir
Bizans eserleri arasında Meryem-İsa, meleklerden Cebrail ve Mikail'in mermer rölyefi, Sart'taki tonozlu mezardan getirilmiş tavus kuşlu mezar freski, gümüş İncil muhafazası ve çeşitli Hıristiyanlık sembolleri ile değişik tür kandiller, devrinin özelliklerini en iyi şekilde yansıtır bir düzenleme içinde sergilenmiştir.
Müzenin heykel salonunda; sinagog mozaiklerinin yanı sıra Aphrodite, genç kız, genç atlet heykelleri, döneminde yararlılık göstermiş ve şehir meclisleri tarafından onurlandırılmış kadın ve erkeklere ait büyük boy heykeller ve mitolojide önemli yer tutan öykülere ait kompozisyonların yontuları sergilenmektedir.
İ.Ö. 25000 yıl önce bölgede yaşayan homo sapiens türü insana ait fosil ayak izlerinden başlayan belgelerin sergilendiği diğer bir salonda ise, bölgenin prehistorik yerleşmelerinden gelen ve Tunç Çağı ölü gömme kültürünün en güzel örnekleri olarak bilinen gaga ağızlı ve üç ayaklı seramik kaplar ve rytonlar ile bölgenin erken çağlardaki ibadet biçimlerini ve tanrı fikirlerini yansıtan mermerden yapılmış idollerin türlü versiyonlarını, Miken Devrini temsil eden önemli bir grup (psykter, amphora, kyliks, değişik bronzdan silahlar) oluşturan eserler ve Klozomenai kentine ait pişmiş toprak lahitleri ve küçük buluntuları görmek mümkündür.
Muradiye Külliyesi'nin medrese kısmı, günümüzde Anadolu Türk sanatından örneklerin sergilendiği bir seksiyon olarak düzenlenmiştir. Saruhanlılar, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemlerine ait askerî, dinî ve sivil hayatta kullanılan eşyanın sergilendiği seksiyondaki en erken tarihli eser Manisa Ulu Camii'nin minberine ait ahşap kapı kanatlarıdır. Kündekarî (geçme) tekniği ile ceviz ağacından yapılmış kapı kanatlarındaki ahşap oyma ve fildişi kakma sanatının mükemmelliği yanında, "Yusufoğlu Fakih"in desenlerine göre Daki Oğlu Mehmet'in yaptığına dair bir kitabenin de yer alması esere tarihî bir belge olma niteliğini de kazandırmaktadır. Anadolu Türk sanatında özellikle XVI. yüzyılda zirveye ulaşan çini sanatından örneklerin, sırmalı simli kumaş işlemeciliğinden parçaların, XVII-XVIII. yüzyıllara ait yazma eser ve yazı aletlerinin yer aldığı vitrinler , ziyaretçilerin ilgisini en çok çeken sergilerdir. 1965 yılında Topkapı Sarayı Müzesi'nden naklen gelen eserler de XIX. yüzyıl saray yaşamına ilişkin bilgi vermeleri bakımından önem taşır. Bunlar arasında sultanın huzuruna çıkan herkesin el etek öpemeyeceği, fakat tahtın kenarlarından sarkan "taht kuşakları"nın öpülebileceğini gösteren atlas kuşaklar ile Türk dokuma sanatının özgün örneklerinden bir kumaşın dikimi ile bütün vücudu içine alan sultanın tıraş önlüğü; altın sırma işlemeli hamam havluları; her yıl hac mevsimi öncesinde Kabe'nin bakım ve onarımında harcanacak paraların toplandığı "sure kesesi" izleyenlerin dikkatini çekmektedir. File örgülü çelik zırh, altın desenli miğfer ve dizlik, gergedan derisinden kalkan, okçuluğa ait yay, yüksük, bileklik ile sedef-kemik kakma süslemeli tüfeklerle savaş edevatının yanı sıra her birinde sahibinin ve ustasının isimleri yazılı çelik kılıçlar müze koleksiyonunun nadir eserlerini teşkil ederler
Saray eşyası, dini eserler ve askeri silahlar dışında Batı Anadolu'nun zeybeğini süsleyen gümüş takılar ve başlıkların süsü oyalı yemeniler ile Türk kadınının yetenek ve zevkinin birer simgesi olan el işi örtüler, peşkirler ve giysiler müzece tümü sergilenemeyen değerler hazinesidir.


f. Eğitim
Manisa’da eğitim hizmet ve faaliyetlerinin bilinen tarihini Saruhanoğulları dönemine dayandırmak mümkündür. İlin ilk eğitim kurumu, İshak Bey tarafından 1378 yılında Ulu Camii Külliyesi içinde yaptırılan Ulu Camii Medresesi’dir. Bunun dışında 1410-1595 yılları arasında yaptırılan 4 medrese, 9 sıbyan mektebi ve 1 darülkurra ilin eğitim hayatının öncü kurumları olmuştur. Manisa’da 20. yüzyıl başında özel okulların açıldığı ve kız öğrencilerin de eğitim gördüğü okulların olduğu bilinmektedir.
1927 yılındaki eğitim istatistiklerine göre Manisa’da 133 ilkokul ve 12.200 öğrenci mevcudu bulunmaktadır. 2000 yılı başında ise toplam 656 ilköğretim okulunda 172.462 öğrenci eğitim ve öğrenimini sürdürmektedir. 2003-2004 ilköğretim yılı verilerine göre ise Manisa ilinde 856 ilköğretim okulu ve lisede toplam 218.525 öğrenci bulunmaktadır. İlçelere göre okul, derslik, öğrenci ve öğretmen sayıları tabloda belirtilmiştir.

İlçelere ve Okul Türlerine Göre Okul,Derslik,Öğrenci,Öğretmen Sayıları
İlçeler Okul Sayısı Derslik Sayısı Öğrenci Sayısı Öğretmen Sayısı
Toplam İlköğretim Lise Toplam İlköğretim Lise Toplam İlköğretim Lise Toplam İlköğretim Lise
Merkez 122 98 24 1397 1053 344 52393 39713 12680 2405 1588 817
Ahmetli 15 14 1 93 79 14 2541 2199 342 115 91 24
Akhisar 113 99 14 869 687 182 24203 19386 4817 1105 768 337
Alaşehir 88 76 12 600 471 129 16278 13129 3149 682 486 196
Demirci 65 56 9 447 340 107 8549 6786 1763 391 281 110
Gölmarmara 7 6 1 118 100 18 2932 2542 390 111 93 18
Gördes 43 38 5 233 181 52 5374 4455 919 220 162 58
Kırkağaç 37 32 5 268 215 53 6778 5569 1209 287 199 88
prübaşı 10 9 1 83 64 19 1627 1363 264 76 57 19
Kula 41 36 5 330 260 70 8020 1331 6689 307 236 71
Salihli 97 81 16 876 715 161 26634 20106 6528 1190 818 372
Sarıgöl 30 28 2 264 235 29 4762 4117 645 239 202 37
Saruhanlı 41 38 3 400 359 41 9043 7706 1337 402 302 100
Selendi 41 39 2 188 156 32 4569 3921 648 188 144 44
Soma 46 37 9 499 359 140 17999 13665 4334 700 483 217
Turgutlu 60 45 15 799 602 197 26823 18841 7982 1073 711 362
Toplam 856 732 124 7464 5876 1588 218525 164829 53696 9491 6621 2870

Manisa’da 116 özel öğretim kurumunda, toplam 24.885 öğrenci eğitim görmektedir.

-Celal Bayar Üniversitesi

11 Temmuz 1992 tarihinde kurulan Celal Bayar Üniversitesi, 5 fakülte, 4 yüksekokul, 15 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 6 araştırma ve uygulama merkezi ile 1 araştırma ve uygulama hastanesi olmak üzere toplam 34 birimden oluşmaktadır.

Fakülteler
Tıp Fakültesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Mühendislik Fakültesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Demirci Eğitim Fakültesi


Enstitüler

Fen Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sosyal Bilimler Enstitüsü


Yüksek Okullar
Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu
Sağlık Yüksek Okulu
Tütün Eksperliği Yüksek Okulu
Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu
Meslek Yüksek Okulları
Ahmetli Meslek Yüksek Okulu
Akhisar Meslek Yüksek Okulu
Alaşehir Meslek Yüksek Okulu
Demirci Meslek Yüksek Okulu
Gölmarmara Meslek Yüksek Okulu
Gördes Meslek Yüksek Okulu
Kırkağaç Meslek Yüksek Okulu
prübaşı Meslek Yüksek Okulu
Kula Meslek Yüksek Okulu
Salihli Meslek Yüksek Okulu
Sarıgöl Meslek Yüksek Okulu
Saruhanlı Meslek Yüksek Okulu
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu
Soma Meslek Yüksek Okulu
Turgutlu Meslek Yüksek Okulu

Araştırma ve Uygulama Merkezleri
Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi (Üniversite Hastanesi)
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi
Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi
Çevre Sorunları Araştırma Merkezi
Mahalli İdareler Araştırma ve Uygulama Merkezi
Manisa ve Yöresi Türk El Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi
Manisa ve Yöresi Türk Tarihi ve Kültürünü Uygulama ve Araştırma Merkezi
Yabancı Diller Araştırma ve Uygulama Merkezi
Lie Grubu Araştırma ve Uygulama Merkezi

Akademik Personel Sayıları
Profesör 45
Doçent 56
Yardımcı Doçent 196
Öğretim Görevlisi 129
Okutman 51
Araştırma Görevlisi 413
Uzman 38
Toplam 928
Öğrenci Sayıları
Örgün Eğitim Öğrenci Sayısı 11.255
II. Öğretim Örenci Sayısı 8.571
Lisansüstü Öğrenci Sayısı 1.109
Toplam 20.935


g. Spor
Manisa’da sportif faaliyetlerin sistemli, düzenli ve teşkilatlı biçimde başlangıcı 1923 yılında kurulan “İdman Cemiyeti Manisa Mıntıkası” adlı dernek ile başlamıştır. Kuruluş daha sonra “Türk Spor Kurumu” adını almış, 1938 yılında da “İdman Cemiyetleri İttifakı” adıyla resmi bir kuruma dönüştürülmüştür.
Cumhuriyet Dönemindeki ilk spor kulüpleri ise 1924 yılında Manisa esnaflarınca kurulan “Manisa Esnaf Birliği” ve “İdmanyurdu Gençlik Kulübü”dür. Daha sonra kurulan birliklerle 1932 yılında spor kulübü sayısı 11’e ulaşmıştır. Cumhuriyet öncesinde cirit ve güreş gibi geleneksel dallarla sınırlı olarak yapılan sportif etkinliklere, daha sonra ağırlıklı olarak futbol da katılmıştır. Halkevi’nin spor çalışmalarına başlaması ile ilde dağcılık, kayakçılık, tenis gibi spor dalları da yaygınlaşmıştır.
Manisa genelinde toplam 155 adet tescilli spor kulübü bulunmaktadır. Bunların 104’ü amatör kulüp, 5’i profesyonel, 40’ı müessese, 6’sı ihtisas kulübüdür. Kulüplerin büyük çoğunluğu futbol branşındadır.
Profesyonel futbol liginde yer alan Vestel Manisaspor 2004-2005 sezonunu başarıyla tamamlayarak, tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükselmiştir. 1931 Yılında Ahmet Nuri Aksüyek yönetiminde, Sakaryaspor adı ile kurulan siyah beyazlı takım, Türk futboluna sayısız futbolcu yetiştirmiştir. Takım, 1965 yılında yapılan genel kurulla Sakaryaspor adını terk ederek Manisaspor adını almıştır.

Türkiye 2.ligindeki ilk profesyonel ekiplerinden olan siyah beyazlılar 17 yıl boyunca 2. ligde mücadele etmiştir. Kuruluşundan 1994 yılına kadar tam 30 yılı profesyonellikle geçiren siyah beyazlılar üç kez düştükleri ligden, kısa aralıklarla 2. lige yeniden yükselme imkanı bulmuşlardır.
Manisaspor 1999 sezonu ikinci devresinde olağan üstü yapılan kongre ile Cengiz Ergün Başkanlığında yönetim göreve başladı. Belediye, Valilik, Kamu kuruluşlarının desteği ile 2000-2001 sezonunda Vestel’in desteğini alarak Ahmet Nazif Zorlu ile iki yıllık protokol imzalayan Cengiz Ergün Yönetimi, lig üçüncülüğünü elde ederek yeni statü gereği Türkiye 2.ligi B Grubuna yükseldi. Vestel Manisaspor 2002-2003 futbol sezonunda ligi 8. sırada tamamlamıştır.
2003-2004 sezonuna da büyük bir bütçeyle giren Vestel Manisaspor teknik direktör olarak Mustafa Denizli ile anlaştı. Büyük transferler gerçekleştirerek Süper Ligin kapısından döndü ve ligi 4. sırada bitirdi. Vestel Manisaspor, 2004-2005 sezonunda, Levent Eriş teknik direktörlüğünde ligin bitimine 3 hafta kala Süper Lig’e çıkmıştır.

h. Manisa Tarzanı
Manisa Tarzanı adıyla yaygın bir üne kavuşan Ahmeddin Carlak (Ahmet Bedevi), 1899 yılında Irak’ın Samarra kentinde doğdu. Cumhuriyet döneminde Manisa’ya gelerek, Manisa Belediye’sinde bahçıvan yardımcısı olarak işe başladı. Manisa’yı yeniden yeşillendirmek için var gücüyle çalıştı. Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algıladı. Yaz kış siyah bir şort ve ayağında lastik ayakkabıları ile şehrin sokaklarında, Spil Dağı’nda dolaştı. Her öğle vaktinde Topkale’deki topu ateşleyerek, günün o saatini duyurmayı görev saydı.
Manisalı kızlara, kente gelen sanatçılara çiçek sunan ilk oydu. Spil Dağı’na çadır kuran Yörüklerin kızlarına boncuk armağan etmeyi, çocuklara akide şekeri dağıtmayı, yoksullara gizlice para yardımında bulunmayı hiç ihmal etmedi.
Spora, sinemaya ve okumaya düşkündü. Ulusal bayramlarda göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine istiklal madalyasını takarak katılır, bundan büyük gurur ve sevinç duyardı. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Kent sevgisiyle kent adına çalıştı, adı Manisa ile özdeşleşti.
Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama yumdu. Görkemli bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa’da toprağa verildi. Doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin önderi olarak iz bıraktı. Anısına kitaplar, makaleler, şiirler yazıldı; Manisa’ya anıtları dikildi, filmi çevrildi.
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:40 PM   #5 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

COĞRAFYA

a. Konum
Manisa, Batı
Anadolu’nun denize kıyısı bulunmayan, fakat kıyıya en yakın ilidir. Coğrafi bakımdan, Ege Bölgesi’nin orta ve kuzeyinde olup, batısı Asıl Ege, doğusu ise İç Batı Anadolu Bölgesi’nde yer almaktadır. Gediz Havzası’nın büyük bölümü il sınırları içinde bulunmaktadır. İl idari bakımdan, doğudan Uşak’ın Merkez ve Eşme, Kütahya’nın Gediz ve Simav, kuzeyden Balıkesir’in Sındırgı, Merkez, Savaştepe ve İvrindi, güneyden Aydın’ın Nazilli ve Kuyucak, güneydoğudan Denizli’nin Buldan ve Güney, güneybatıdan İzmir’in Kiraz, Ödemiş, Bayındır ve Kemalpaşa, batıdan ise İzmir’in Bornova, Menemen, Aliağa, Bergama ve Kınık ilçeleriyle çevrilidir.
Ege Bölgesi'nde yer alan Manisa İli'nin yüzölçümü 13.810 km 2 'dir. Yükselti ise 50 m. ile
850 m. arasında değişmektedir. İl merkezinden doğuya gidildikçe yükselti artmaktadır.


b. Yeryüzü Şekilleri
Manisa’da arazinin ana çizgilerini, doğu-batı doğrultusunda uzanan ve kuzey-güney ve güneydoğu-kuzeybatı doğrultularına çatallanan oluk şekilli çukurlar oluşturmaktadır.
Söz konusu oluk şekilli çukurlardan olan Gediz Ovası, Manisa ilinin Ege Bölümü’nü boydan boya yarmakta, Akhisar ve Alaşehir kollarıyla da İç Batı Anadolu’nun il sınırları içindeki kenarı boyunca uzanmaktadır. Bu kenarın doğusunda ise il topraklarının önemli bir kısmını oluşturan Kula-Gördes Platosu yer almaktadır.
Ege Denizi’ne dikey olarak uzanan dağ sıraları arasındaki il topraklarında, birbirinden kesin çizgilerle ayrılabilen üç değişik yeryüzü şekli vardır. Bunlardan ilki dağlık ve sarp alanlar, ikincisi tepelik ve dalgalı kesimler, üçüncüsü de taban topraklar ve düzlüklerdir.
Dağlık ve sarp alanlar, ilin doğu, güney ve kuzeyinde bulunmaktadır. Batıya gidildikçe yükseltisi azalan dağlar, dere ve çaylarla kesilmektedir.
Manisa ilinin doğu kısımları, daha doğusunda yer alan İç Anadolu geniş çanağı ile Ege Bölümü’nde yer alan Gediz ve Kumçayı ovaları arasında güneydoğu-kuzeybatı eksenli bir eşikte yer almaktadır. İlin güneyindeki Bozdağlar kuzeye doğru, yani Bozdağ molozlarının uzandığı Gediz Vadisi üzerine, oldukça dik inmektedir.
Manisa’da yeryüzü şekillerinin bütün biçimlerine rastlanabilmektedir. Fakat, ağırlık il alanının %54.3’ünü kaplayan dağlarındır. İkinci sırada %27.8 ile platolar ve üçüncü sırada %17.9 ile ovalar yer almaktadır.

b.1 Dağlar
Manisa’nın doğal sınırlarının önemli bir kısmını dağlar oluşturmaktadır. Bu dağların ana çatısı III. zamanın sonlarındaki tektonik hareketlerle oluşmuştur. İl alanı II. zamanın başlarında yavaş yavaş alçalmaya başlamıştır. Bu alçalma sırasında ve sonrasında, çok şiddetli yer hareketleri sonucu oluşan kırılmalarla, doğu-batı yönünde uzanan dağlar kabararak şekillenmiştir. Dağlar ilin doğu kesiminde daha düzenli, batısında ise genellikle tek kütleler biçiminde yükselmektedir. Doğu kesimindeki dağlar Kula-Gördes Platosu üzerinde alçalarak ovaya inerken, güney kesimindeki dağlar dik yamaçlarla ovadan ayrılmaktadır. Batı Anadolu Dağları’nın bir bölümünü oluşturan bu dağların başlıcaları şunlardır:

Spil Dağı
Doğu-batı doğrultusunda uzanan dağ kütlesi, güney ve batıdan zengin bitki örtüsüne sahip yamaçlarla, kuzeyden ise fay diklikleri ile sınırlanmaktadır. En yüksek yeri 1513 m. yüksekliğindeki Eskikarlık zirvesidir. Dağın kuzeybatı kısmında yer alan, yaklaşık 1400 m. yüksekliğindeki Atalanı mevkii, 1968 yılında milli park haline getirilmiştir.

Yamanlar Dağı
Yamanlar Dağı’nın düşük yükseltili doğu kısımları Manisa ili sınırları içindedir. Bu kısımlar büyük ölçüde orman ile kaplıdır.


Yunt Dağı
İzmir-Manisa il sınırını oluşturan Yunt Dağı, Bakırçay ve Gediz vadileri arasında yükselen bir kütledir. Oldukça düzenli ve yumuşak geçişli tepelerle yükselen dağın, bazı kesimleri taşlık, bazı kesimleri ise zengin doğal örtü ile kaplıdır.

Bozdağlar
Manisa-İzmir il sınırını oluşturan düzenli bir sıradır. Bozdağlar’ın il sınırı içinde kalan en yüksek zirveleri, 2070 m. yüksekliğindeki Kumpınar Tepe ile 1148 m. yüksekliğindeki Gökbel Tepedir. Genellikle zengin bir doğal örtü ile kaplıdır.


Demirci Dağları

Manisa ilinin Kütahya ve Balıkesir illeriyle sınırı durumundadır. Dağ sırasının en yüksek doruğunu, Demirci ile Simav arasında 1800 m. yüksekliğindeki Ziyaret Tepe oluşturmaktadır. Demirci Dağları ve uzantılarını oluşturan kütlenin etekleri, Manisa ilinin doğu ve kuzeydoğusunu kaplayan geniş bir plato durumundadır. Buralar aynı zamanda ilin en iyi ormanlarıyla kaplıdır.


Çal Dağı
Gediz Nehri, Kumçayı ve Gölmarmara üçgeninde yükselen Çal Dağı, Demirci Dağları’nın kolları durumunda olan, Çomaklı Dağı ve Dibek Dağı’nın güneybatı uzantısıdır. Dağ ortasında oluşmuş bir çöküntü koridoru ile ikiye ayrılmaktadır. Batı kesimi daha geniş ve yüksek bir kütledir. Dağın en yüksek zirvesi batı kısmında yer alan 1034 m. yüksekliğindeki Aysekizi Tepedir.


Uysal Dağı
Uysal Dağı, Alaşehir Çayı’na paralel olarak uzanan, pek yüksek ve düzenli olmayan bir yükseltidir. Alaşehir’in güneyinde yer alan bu dağın en yüksek yeri 1135 m.’ dir.

b.2 Platolar
Demirci Dağları’nın geniş etekleri, Manisa’daki platoların bulunduğu alanlardır. Gediz Irmağı’nın kollarıyla sıklıkla yarılmış olan bu alanlar, kuzeydoğuda 1000 m.’ nin üzerine çıkarken, güney ve güneybatıda yavaşça alçalmaktadır. Gediz Vadisi yakınlarında dik kenarlarla sona eren bu geniş yaylaların tümüne Kula-Gördes Platosu adı verilmektedir. Özellikle Kula yöresinde volkanik oluşumlarla kaplıdır. Vadileri dolduran şekli ve renkleri değişik volkanik oluşumlar, ilginç görünümlere sahiptir. Vadileri dolduran yeni lavlar, henüz doğal örtünün beslenebileceği kadar ayrışmamış olduğundan, genellikle çıplak bir görünüme sahiptir.
Kula-Gördes platoları dışında, Soma yöresinde Yunt Dağı kütlesinin Bakırçay’a uzanan eteklerinde, ortalama yüksekliği 400 m. olan platolar da bulunmaktadır. Bakırçay vadisi ile dağlık kesim arasında bir eşik oluşturan ve Bakırçay’ın kollarıyla sıklıkla parçalanmış bu düzlüklere, Uzunca Yaylaları adı verilmektedir. Çoğunlukla zengin çayırlarla kaplı bu yaylalar, küçüklüğüne rağmen il hayvancılığı açısından oldukça önemlidir.

b.3 Vadiler-Ovalar
Manisa il alnının genel çizgilerini belirleyen özelliklerin başında, vadiler ve üzerlerindeki ovalar gelmektedir. Denize dik olarak uzanan dağların arasında kalan çöküntü alanlarında akarsular tarafından düzenli ve geniş vadiler oluşturulmuştur. Manisa’nın, il merkezi yakınlarında birleşen iki ana vadisini, güneydoğu yönünden gelen Alaşehir vadisiyle birleşen Gediz ve kuzeydoğudan gelen Kumçayı vadileri oluşturmaktadır.


Gediz Vadisi
Kütahya’nın Gediz ilçesi yakınlarından itibaren, dar bir şekilde batıya uzanarak, Manisa’yı doğudan batıya kat eden Gediz Irmağı’nın eksenini oluşturduğu vadidir. Gediz Irmağı ve kolları, vadideki alüvyal topraklarla kaplı geniş düzlükler üzerinden yataklar açarak akmaktadır. Vadi tabanının yüksekliği, Gediz ilçesi yakınlarında 1208 m. iken, Demirci Çayı ile birleştiği noktada 160 m.’ ye düşmektedir.
Bakırçay Vadisi
Gelenbe’nin doğusundan başlayan Bakırçay Vadisi’nin, çok küçük bir bölümü il alanı içinde kalmaktadır. Vadinin Manisa il sınırları içinde kalan kısmında, Soma-Kırkağaç Ovası bulunmaktadır.
Nif Çayı Vadisi
İlin güneybatı sınırında yer alan Nif Çayı’nın oluşturduğu küçük vadinin bir kısmı il sınırı içinde yer almaktadır.
Gördes-Kum Çayı Vadisi
Dar ve dik alandan oluşan vadi, önce güneye daha sonra ise batıya kıvrılarak Gölmarmara’nın kuzeyinde genişler ve Akhisar Ovası’na kavuşur.
Alaşehir Vadisi/Ovası
İl alanının güneydoğusunda, güneydoğu-kuzeybatı ekseninde uzanan Alaşehir Çayı’nın merkezini oluşturduğu alandır.
Soma-Kırkağaç Ovası
Kırkağaç’ın doğusu ile Soma’nın doğu ve güneyini çevreleyen ovanın uzunluğu 30, genişliği 10 km. dolaylarındadır. Bakırçay’dan yararlanılarak sulanan ovada, sanayi bitkileri başta olmak üzere tüm tarla bitkileri yetiştirilmektedir.
Gediz Ovası
Alaşehir’den başlayarak il sınırlarının dışında denize kadar ulaşan geniş ve verimli bir ovadır.
Manisa Ovası
Gediz Vadisi ve Ovası’nın Manisa şehri önünde batıya, kuzeye ve doğuya uzanan kısmıdır. Ova Batı Anadolu’nun denize dik dağları arasındaki genel çöküntülerle, Gediz Nehri’nin getirdiği birikintilerden oluşmuştur. Verimli topraklara sahip olan ova sulama imkanlarının da katkısıyla daha çok ürün çeşidine sahip olmuştur.
Akhisar Ovası
Farklı yüzey şekillerine sahip olan ova, Akselendi ile Manisa Ovası arasındaki platonun Kumçayı tarafından yarılması ve birikintilerle dolması ile oluşmuştur.
Salihli Ovası
Gediz Ovası bütünü içinde bulunan ova, doğuda Alaşehir, batıda Turgutlu ovaları arasında yer almaktadır. Gediz Nehri’nin doğudan batıya kat ettiği sulak ve verimli bir arazidir.
Turgutlu Ovası
Gediz Ovası bütünü içinde yer alan ovalardan birisi olan Turgutlu Ovası, Salihli ve Manisa ovaları arasında yer alır. Gediz Nehri, ovanın kuzeyinden doğu-batı istikametinde geçmektedir.


b.4 Su Kaynakları

Akarsular
İl sınırları içindeki akarsuların çoğu Gediz Havzası içinde, Soma ve Kırkağaç yöreleri ile Yunt Dağı’nın batı kesimlerini kaplayan küçük bir kısmı Ege havzası içinde yer almaktadır. Ege havzasının en önemli ana taşıyıcı akarsuyu, Kırkağaç ve Soma yakınlarından geçen Bakırçay’dır.
Manisa il sınırları içindeki akarsuların çoğu Gediz havzasında, çok az bir kısmı Ege havzasında toplanmaktadır. İlin Gediz ve Ege havzalarına bağlı akarsuları şunlardır.
Gediz Irmağı
Manisa’nın en önemli akarsuyudur. Gediz Irmağı; Salihli, Turgutlu, Manisa ve Menemen ovalarını geçtikten sonra Ege Denizi’ne dökülür. Toplam uzunluğu 386 km. olup, bunun 204 km.’ si il sınırları içinde bulunmaktadır.

Alaşehir Çayı
Sarıgöl ilçesinin güneyindeki Çal Dağı’nın yamaçlarından doğar. Gediz Nehri’ne birleştiği yere kadar uzunluğu 115 km.’ yi bulur. Salihli Ovası’nda Gediz Nehri’ne kavuşur.
Selendi Çayı
Gediz Irmağı’nın kuzeyden aldığı bir kol olan Selendi Çayı, ilin doğu sınırlarındaki Salhane Dağları’ndan kaynaklanır. Selendi Platosu’nu derin vadiler açarak geçer ve Tahtacı köyü yakınlarında Gediz’e kavuşur.
Demirci Çayı
Demirci’nin 13 km. doğusunda Demirci Dağları’nın güney yamaçlarından kaynaklanan Demirci Çayı, Adala’nın doğusunda Gediz Irmağı’na kavuşur.
Deliniş Çayı
Simav’ın 3 km. kuzeybatısında, Simav Dağları’nın güney yamaçlarından doğar.
Gördes Çayı
Demirci Dağları’nın güneyindeki Türkmen Dağı’ndan doğar. Gördes yöresinde birçok küçük dereyle beslenerek, Akhisar’ın doğusundan gelen Gördük (Medar) Çayı ile birleştikten sonra Kum Çayı adını alır.
Kum Çayı
Akhisar Ovası’nda Gördük (Medar), Gördes ve Kapaklı çaylarının birleşmesiyle oluşan Kum Çayı, Manisa’ya 5 km. mesafede Gediz’le birleşmektedir.
Nif Çayı
Manisa Dağı ile Bozdağlar arasında kalan boğazdan ve Manisa Dağı’nın doğusundan kıvrılarak, İzmir-Bursa yolu üzerindeki köprü yakınlarında Gediz’le birleşmektedir.
Bakırçay Irmağı
Gölcük Dağları’nın doğu yamaçlarından kaynaklanan Bakırçay, Kırkağaç ve Soma yakınlarından geçerek, Kınık’ın kuzeyinde Yağcı Çayı ile birleşir.

Göller ve Barajlar
Manisa’da, Marmara adıyla bir doğal göl, Demirköprü, Avşar ve Sevişler adlarıyla da baraj gölleri bulunmaktadır. Gördes barajı ise yapım aşamasındadır.
Marmara Gölü
Manisa’nın tek doğal gölü olan Marmara Gölü, adını verdiği Gölmarmara ve Salihli ilçesi sınırları içinde yer alır. Tektonik çöküntü alanının sularla dolması sonucu oluşmuştur. Göl çevresi “Sulak Alan” olarak korunmaya alınmıştır.
Demirköprü Barajı
Baraj, tarımsal sulama alanı, taşkın kontrolü ve elektrik enerjisi üretimi amaçlı bir tesistir. Kış sularının bir bölümü, yapılan besleme kanalı ile Marmara Gölü’ne aktarılmaktadır. Uzunluğu 543 m. olan barajın, yüksekliği 74 m., yüzölçümü 47,66 km2 ve dolgu hacmi 4.300.000 m3’tür.
Avşar Barajı
43.5 m. yüksekliğinde ve toprak dolgu tipindeki baraj, 69 milyon m3 su depolamaktadır. Yüzölçümü 5.25 km2’dir.
Sevişler Barajı
Zonlu toprak dolgu tipinde olan baraj 59.5 m. yükseklikte olup, 127 milyon m3 su depolama kapasitesine sahiptir.

c. İklim
Ege Bölgesi içinde geniş bir alanı kapsayan Manisa’da, Akdeniz iklimi ile beraber İç Anadolu'nun karasal iklim özellikleri egemendir. Ovalar ve ovaları çevreleyen vadilerde, karasal nitelikli Akdeniz iklimi görülürken, yüksek dağlık bölgeler ve platolar ile kuzey ve kuzey doğusundaki dağlar ve platolarda İç Anadolu'nun karasal nitelikli ikliminin etkileri görülür.
Manisa ovalarına hakim olan iklim, Akdeniz kara iklim tipi olarak da adlandırılır. Yaz aylarında sıcaklık yükselirken, yağışlar kış aylarında yoğunlaşır. Ovaların çevresindeki dağlar, deniz etkisini kesecek kadar yüksek olmadığından ve denize dik konumlarından dolayı denizin etkisi batıdan doğuya doğru azalan ölçüde hissedilir. Ovalık kesimlerin ikliminde denize yakınlık nedeniyle yumuşama söz konusudur. Ancak Manisa şehri Manisa Dağı’nın etkisi altındadır. Dağın şehre bakan çıplak ve sarp yüzü yazın yakıcı, kışın dondurucu bir etki yapmaktadır.
Manisa’nın büyük bölümünde karasal nitelikli Akdeniz ikliminin özellikleri egemen olduğundan yaz ayları oldukça sıcak geçer. Manisa merkezde, yılda ortalama olarak 162 gün yaz günü olarak tespit edilmiştir. Sıcaklığın sıfırın altına düştüğü, yıllık ortalama gün sayısı 26 civarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık 17.5º C’dir.
Batı Anadolu Bölgesi, Akdeniz iklim tipinin yağış özelliklerini taşır. Yağışlar genelde kış aylarında görülürken yazlar kurak geçer. Yılın ortalama 82 günü yağışlı geçmektedir. Ortalama yağış miktarı 713.6 kg.’ dir. Karla örtülü gün sayısı ortalama 3.4 olup, kar yüksekliği 23 cm. olarak tespit edilmiştir.
İl topraklarında yükselti ve yeryüzü şekillerine bağlı olarak iklim şartları değişiklik gösterdiğinden, ovalar ve vadilerde ender görülen kar yağışı dağlık ve yüksek kesimlerde daha fazla gerçekleşmektedir.
Manisa’da yılda ortalama 11 günün sisli geçtiği tespit edilmiştir. Bunda Manisa’nın doğal şartları ve hakim rüzgar hızının zayıf olması büyük rol oynar.


d. Bitki Örtüsü
İl alanında doğudan batıya gidildikçe toprak, iklim, topografya gibi çevre şartlarında yaşanan değişim bitki örtüsüne de yansımaktadır. Dağ kütlelerinin deniz etkisini kesmesi, Akdeniz iklimi ve karasal iklim bitki türlerinin iç içe bulunmasına neden olmaktadır.
Manisa il topraklarının % 46’sı orman ve makilerle kaplıdır. Geniş bir alanı kaplayan makiler dağların kuzey ve batı yamaçlarında yer alır. Ormanlar meşe, dişbudak, karaağaç, karaçam, kızılçam, ardıç, ahlat ve çınardan ibârettir. Ormanlar genelde 1000 m. üzerindeki yüksekliklerde bulunur. Yaygın maki türleri ise geniş yapraklı taş ıhlamuru, mastık, kocayemiş, funda, ladin, zeytin ve az miktarda da defne, kuşkonmaz ve üvezdir.
Bağlar ve zeytinlikler de geniş bir yer kaplar. İl topraklarının % 39.1’i ekili ve dikili arâzi, % 6.6’sı çayır ve meralardan, % 8’i tarıma elverişsiz alanlardan ibârettir. Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki doğal bitki örtüsünü olumlu anlamda etkilemek ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla, delice zeytin aşılaması, menengiçe antepfıstığı aşılaması, ceviz, kestane, fıstıkçamı yetiştiriciliği yaygınlaşmaktadır. Manisa’da bitki örtüsü bakımından farklılık gösteren bölgelerin başında Spil Dağı gelmektedir. Dağ üzerindeki milli parkta, 600 civarında bitki çeşidi belirlenmiştir.
Manisa il sınırları içinde 4.3 milyon civârında zeytin ağacı ile 56.000 hektara yakın bağlık alan mevcuttur.

e. Hayvan Türleri
Manisa, coğrafi büyüklüğü, toprak yapısı, iklim ve bitki örtüsünün elverişliliği sebebiyle, oldukça çeşitli yabani hayvan varlığına sahiptir. Başta doğu ve kuzeydeki dağlar, platolar olmak üzere, ilin yüksek kesimlerinde seyrek olarak geyik ve karacaya rastlanmaktadır. Aynı yörelerde daha sık olarak domuz, tilki, çakal, sincap, kirpi, boz ayı, tavşan gibi yaban hayvanları bulunur.
İlde kanatlı hayvanlar olarak; atmaca, şahin, yaban güvercini, sığırcık, çulluk, tahtalı ve çil keklik, leylek, yaban kazı ve yaban örneği türleri bulunmaktadır.
Nehirler ile Marmara Gölü su alanı, sulak çayırları, sazlıkları ile su kuşları için önemli bir kışlak ve kuluçka yeridir. Kutan, kara boyunlu batağan, karabatak, çamurcun, boz dalağan, sakarmeke, yılan kartalı, kızılbacak, mahmuzlu kız kuşu, kuğu, angıt türleri yılın önemli bölümünü bu alanda geçirirler. Yine ilin göl ve barajlarında sazan, yılan balığı, tatlı su levreği , yayın gibi balık türleri bulunmaktadır.
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:41 PM   #6 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

TURİZM

a.Kybele (Bereket Tanrıçası)
Farklı ülke ve farklı kültürlerde değişik adlarla anılan Kybele uluslar arası özelliğe sahip Anadolu kökenli bir tanrıçadır. Manisa-Turgutlu yolu üzerinde, Manisa'ya yaklaşık 7 km. uzaklıktaki Akpınar mevkiinde, Spil Dağı'nın kuzey eteklerindeki kayalara oyulmuş bir kabartma bulunmaktadır. Yeryüzündeki tüm canlıların anası olduğuna inanılan tanrıça Kybele’ye ait kabartma, yoldan 10-12 m. kadar yüksekliktedir. Rölyefte bulunan hiyeroglif izlerinin Hitit karakteri taşıması nedeniyle Hitit döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

b. Niobe (Ağlayan Kaya)
Spil Dağı, ilkçağ Anadolu’sunun efsanevi kralı Tantalos ve ailesini konu alan birçok öyküye konu olmuştur. Tantalos’un kızı Niobe’nin trajik hikayesi bu efsanelerin en çok bilinenidir.
Niobe’nin yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğu vardı. Kendini çok beğeniyor ve daha fazla çocuğu olduğu için tanrıça Leto'dan daha çok saygı görmesi gerektiğini söylüyordu. Leto bunları duyunca çok üzüldü. Çocukları Artemis ve Apollon'u yanına çağırarak durumu anlattığında iki kardeş Niobe'ye hak ettiği cezayı vermek için derhal harekete geçtiler.
Apollon, Niobe’nin yedi oğlunu Kitheron Dağı’nda görünmez okları ile öldürdü. Haber duyulunca kız kardeşler, kardeşlerinin ölülerinin bulunduğu dağa koştular. Oraya ulaşana kadar gece olmuştu. Karanlıkla birlikte Artemis de gök yüzünde parlamaya başladı. Annesini üzen kadının kızlarını görünmez okları ile avladı. Tam dokuz gün hiç kimse dağa çıkıp cenazeleri almaya cesaret edemedi. Bu yüzden cenaze törenleri de yapılamadı. Niobe çocuklarının başına gelen bu felaketten dolayı günlerce ağladı. Acısı öyle büyüktü ki çocuklarının öldükleri dağa çıkıp Zeus'tan kendisini kayaya çevirmesini istedi ve Zeus da bu acılı annenin isteğini yerine getirip onu çocuklarının cenazesinin başında kayaya çevirdi. Niobe’nin acısı buna rağmen devam etmiş ve kayadan gözyaşları süzülmüştür.
Çaybaşı mevkiinde ve antik çağdan bu yana öyküsü dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelen bu kaya, yakından bakıldığında doğal bir taş, biraz ilerideki dere kenarından bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünmektedir.


c. Sart Harabeleri
Salihli yakınlarında, bugünkü İzmir-Ankara yolu üzerinde, Manisa'ya yaklaşık 62. km uzaklıkta bulunan Sart, antik çağda Lidya Krallığı’nın başkenti olması ve tarihte ilk altın paranın basıldığı yer olmasıyla ün yapmıştır. Sart; M.Ö. VI. ve VII. yüzyıllarda, ekonomik ve politik açıdan büyük güce sahipti. Lidyalılar servetlerinin önemli bir kısmını, şimdi Sart Çayı adıyla anılan Paktolos nehri civarındaki altın madenlerini işleterek elde etmişlerdir. Kral Midas da her dokunduğu şeyi altına çevirme özelliğinden bu nehirde yıkanarak kurtulmuştur.
Sart Ören Yeri, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait Ege Bölgesi’nde bulunan yedi kiliseden Sart Kilisesi’nin bulunduğu yer olarak da yoğun bir biçimde ziyaret edilmektedir.
Yine Sart ören yerinde İzmir-Ankara yolunun kuzey kenarında bulunan Sinagog, türünün Anadolu'daki en eski örneklerinden biri olması ve M.S. III. yüzyılda, Sart'ta bir Musevi cemaatinin varlığına işaret etmesi bakımından önemlidir.

d. Aigai (Nemrutkale)
Manisa merkeze bağlı Köseler Köyü sınırları içinde bulunan Aigai, Herodot'un bahsettiği on iki Aiol kentinden biridir. Henüz kazı yapılmamış olmasına rağmen, tarihinin Bergama Krallığı dönemine kadar indiği ve Roma döneminde önemli bir ticaret merkezi olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Kenti çevreleyen surların bir kısmı ayaktadır. Agora, tiyatro, stadyum, meclis binası ile tapınak kalıntıları belirgin durumdadır.

e. Thyatira (Akhisar)
Bugünkü Akhisar ilçesinin bulunduğu alanda ilk yerleşim izleri M.Ö. 3000 yıllarına inmektedir. Muhtemelen Lidya döneminde kurulmuş olan Thyatira, Antioküs’ün yenilgiye uğramasından sonra Selevküsler’in eline geçmiş ve Bergama Krallığı’nın bir parçası olmuştur.
Roma egemenliği sırasında Hıristiyanlık burada hızla yayılmıştır. Mevcut kalıntıların yanı sıra, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait Ege Bölgesi’nde bulunan yedi kiliseden Thyatira Kilisesi’nin bulunduğu yer olarak inanç turizmi kapsamında da ziyaret edilen ören yerlerindendir. Günümüzde Akhisar şehir merkezinde bulunan, antik Thyatira’ya ait bazı kalıntıları görmek mümkündür.


f.Bintepeler (Lidya Kral Mezarları)
Salihli-Akhisar yolunun güneyinde, Gediz Ovası’nın kenarında sayıları 90’a yakın tümülüs bulunur. Bunlar Lidya kralları ile krallığa hizmet veren devlet önde gelenlerinin mezarlarıdır. Bu tümülüslerden en önemlileri Kral Alyettes ile Gyeges’e ait oldukları ileri sürülen mezarlardır.

g. Philadelphia (Alaşehir)

Alaşehir'in üzerine kurulu olduğu antik Philadelphia kentinin akropolü durumunda olan Toptepe düzlüğünde bulunan tapınak kalıntıları, Toptepe'nin kuzey eteklerinde bulunan tiyatro, Bizans döneminde yapılmış olan surlar ve doğu kapısı ile M.S. VI. yüzyıla ait St. Jean Kilisesi en önemli eserlerdir. Havarilerden loannes adına yapılan St. Jean Kilisesi, Ege Bölgesi’ndeki Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait 7 kiliseden birisidir. İncil'in vahiy bölümünde adı geçen ve kendilerine mesaj gönderilen Yedi Kilise (Smyrna, Pergamon, Thyatira, Sardes, Philadelphia, Laodicia ve Ephesus) Hıristiyanlığın ilk kiliseleri olarak kabul edilir. Hepsi de Anadolu'da olan bu kiliselerin üç tanesi (Sardes, Philadelphia ve Thyatira) Manisa ili sınırları içinde bulunmakta ve inanç turizmi kapsamında ziyaret edilmektedir. Buradaki kilise sözcüğü kilise binasından ziyade cemaat anlamındadır.


h. Spil
Mitolojiye dayanan “Spil Dağı” isminin, nerden geldiği konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki zaman tanrısı Kronos'un karısı bereket tanrıçası, Kybele (Sipylena)'dir. Bir diğer kaynağa göre ise Frigya Kralı Menos 'un kızı Spilos bu dağa atılarak vahşi hayvanlar tarafından büyütülmüş, bu nedenle dağa Spilos adı verilmiştir.
Spil Dağı jeolojik yapısı, dere yatakları, kanyonları, dolin gölleri, mağaralarının yanı sıra, zengin bitki örtüsü ile de dikkatleri çeker. 600 metreye kadar kızılçam daha sonra karaçam, saçlı meşe ağaçları, çınar, funda, defne, mersin, berberis, eğrelti, şakayık, glayöl, menekşe, gelincik ve papatyalarla kaplı bölge, mesir macununun hazırlanmasında kullanılan yetmiş çeşit şifalı bitkinin yetişmesine de imkan vermektedir.
Bölgede yapılan tespitlerde tilki, tavşan, domuz, sansar, sincap, kınalı, çil kekliği, akbaba kartal, atmaca, geyik, halkalı sülün ve yılkı atlarına rastlanmaktadır. Bölgeye ve Manisa’ya oranla daha serin bir havaya sahip olan Spil Dağı; yaz aylarında serin ve tertemiz havasıyla, doğayla iç içe bir gün geçirmek için oldukça idealdir.
Spil Dağı yolu üzerinde bulunan ahşap teras ve kamelyalar, piknikçiler veya mola vermek için uygun seyir mekanlarıdır. Merdivencik'ten, 41 km. uzaklıktaki İzmir Körfezi'ni de görmek mümkündür. Etrafı fidanlarla çevrili göleti geçtikten sonra 1200 metrede "At Alanı Mevkii” yer alır. Ağaçlar arasındaki piknik, kamp ve dinlenme yerinde kafeterya, konaklama tesisi, çocuk parkı ve spor sahaları bulunmaktadır.

I. Manisa Kalesi
Manisa’nın 1 km. güneyinde, 450 m. yükseklikte kurulmuştur. İlk kaleyi Magnetler, sonra Bizans İmparatoru Üçüncü İonnes Dukas Batatles 1222’de yaptırmıştır. Kale iç ve dış kale olarak ayrılır. Kaledeki câmiyi, Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Fâtih, İstanbul’un fethi fikri plânlarını Manisa’da hazırlamıştır. Kale yıkık durumdadır. Kale duvarları kat kat yükselir.
Dış Kale
Dış kalenin yapım tarihi kesinlikle bilinmemekle birlikte plan özellikleri nedeniyle1. Laskaris Theodoras (1204-1222) dönemine tarihlenmektedir. Çevresi 4.5 km. olan ve 13 kule ile tahkim edilen dış kalenin Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden öğrenilen 7 kapısından bugüne, iki kapıya ait kalıntılar ulaşmıştır.
İç Kale

Şehre 3 km. mesafede olan iç kale III. Ionnas Batatses (1222-1254) döneminde inşa edilmiştir. Beşgen bir plana sahip olduğu için Sandık Kale adı verilen surlar yedi kule ile tahkim edilmiştir.


Sağlık Turizmi Merkezleri


i.1 Kurşunlu Kaplıcaları
Kurşunlu Kaplıcaları’na İzmir-Ankara karayolu’ndan ayrılan 2 km.’ lik asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Kurşunlu Kaplıcaları’nda, bikarbonatlı, sülfatlı, kalsiyumlu, kükürtlü, hidrojenli ve karbondioksitli bileşime sahip, ph değeri 5.8 olan kaplıca sularının sıcaklığı 52 C ile 96 C arasında değişmektedir. Kaplıcalardan romatizma, lumbago, siyatik, cilt hastalıkları, solunum yolu ve kadın hastalıkları ile kırık-çıkık, eklem ve kireçlenme rahatsızlıklarında yararlanılmaktadır.

i.2 Urganlı Kaplıcaları
Manisa’ya 54 km. uzaklıktaki Urganlı Kaplıcaları, Turgutlu-Ahmetli ilçesi sınırı yakınlarındaki Cambazlı Köyü civarındadır. Kaplıcadan çıkan suyun ph değeri 6.3-6.7, sıcaklığı ise 50 C-70 C arasındadır Kaplıcadan romatizma, egzama, siyatik, hemoroit, kireçlenme, kırık çıkık, cilt ve kadın hastalıklarında, içmece olarak da mide, barsak ve böbrek rahatsızlıklarında yararlanılmaktadır.

i.3 Emir Kaplıcaları
Kula-Selendi yolu üzerindeki, Kula’ya bağlı Şehitoğlu Köyü sınırları içinde bulunan Emir Hamamları Kula’ya 30 km., il merkezine 144 km. uzaklıktadır. Su sıcaklığı 50 C-59 C arasında değişmektedir. Sodyum, bikarbonatlı, karbondioksitli sulardan kaplıca olarak romatizma, siyatik, kırık-çıkık, cilt ve kadın hastalıklarında, içmece olarak da sindirim sistemi ve karaciğer üzerindeki olumlu etkilerden yararlanılmaktadır.

i.4 Saraycık Kaplıcaları
Demirci ilçesi Borlu bucağına bağlı Saraycık Köyü sınırları içindedir. Manisa’ya 124 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kaynak yakınında geç Roma dönemine tarihlenen hamam kalıntıları bulunmaktadır. Sıcaklığı 45 C olan sulardan romatizma, siyatik, kireçlenme, cilt ve kadın hastalıklarında faydalanılmaktadır.

i.5 Sart Kaplıcaları
Manisa’ya 68 km., Salihli’ye 11 km. uzaklıkta bulunan kaplıcalara, Sart-Ödemiş yolu üzerinden ulaşılmaktadır. Sodyum, bikarbonat, kalsiyum ve sülfür içeren, 52 C sıcaklıktaki suyun ph değeri 6’dır. Romatizma, nevralji, cilt ve kadın hastalıklarında yararlanılmaktadır.

i.6 Hisar Kaplıcaları

Manisa’ya 181 km. uzaklıkta bulunan kaplıcalardan, romatizma ve metabolizma rahatsızlıklarında banyo olarak, mide ve barsak rahatsızlıklarında ise içme kürü olarak yararlanılmaktadır.


i.7 Menteşe Kaplıcaları
Manisa’ya 115 km. uzaklıkta yer alır. Sodyum, kalsiyum içeren bikarbonatlı sülfatlı suların sıcaklığı 85 C’ ye ulaşmakta, romatizma, siyatik, nevralji ve kadın hastalıklarında banyo olarak kullanılmaktadır.

i.8 Alaşehir Ilıcası
Bozdağ’dan inen ve Alaşehir ilçesinin doğusundan geçen çayın karşı yakasında ılıca suyunun sıcaklığı 26 C’ dir. İl merkezine uzaklığı 122 km. olan ılıca, zihinsel ve bedensel yorgunlukların giderilmesinde banyo olarak kullanılmaktadır.


__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 09:41 PM   #7 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

EKONOMİK YAPI

a.Tarım
Manisa ili tarımsal potansiyeli ve tarımsal üretimi ile ülkemizin önde gelen illerindendir. Türkiye toplam tarımsal üretim değerinin yaklaşık % 6’sı Manisa’dan elde edilmektedir.
514.526 hektar tarım alanı mevcuttur. Bu alanın 345.666 hektarı sulanmayan 168.860 hektarı (%32) sulanabilir arazidir. Nüfus bakımından Türkiye'nin 12. büyük ili olan Manisa'da tarımla uğraşan nüfusun oranı % 43'tür. 96 tür bitki ve 15 tür kültür hayvanı yetiştiriciliği yapılmaktadır.
İlin en verimli toprakları Gediz Ovası’nda toplanır. Gediz Ovası’nın Alaşehir Çayı Vadisi boyunca kuzey-batı yönünde uzanan doğu bölümü Alaşehir Ovası adıyla anılır. Bu bölümün uzunluğu 40 km., genişliği 10 km.’ dir. Ovanın ana Gediz Vadisi’nde kalan bölümleri doğudan batıya doğru sırasıyla Salihli-Turgutlu-Manisa ve kuzey istikametinde Bakırçay Ovası olarak adlandırılır.
Manisa, üretmiş olduğu tarımsal üretim değerleri ile Türkiye’de ilk üç il arasında yer almaktadır. Manisa ile özdeşleşmiş ürünlerin başında çekirdeksiz kuru üzüm ve tütün gelir. Türkiye’den ihraç edilen çekirdeksiz kuru üzümün %73-85’ini tek başına Manisa karşılamaktadır. Özellikle adını ülkemizden alan Türk tipi (Şark tipi-Oriyantal) tütün üretiminde de Manisa’nın benzer bir önemi vardır. Türkiye’den ihraç edilen tütünün %93’ü Ege Bölgesi’nde, bunun da %50’ye yakını Manisa’da üretilmektedir.
Tütün ve üzüm dışında Manisa’nın simgesi haline gelecek bir başka ürün de zeytindir. Son yıllarda zeytin dikim alanları hızla artmaktadır. Manisa, pamuk üretiminde de gerek verim gerekse kalite yönünden dünya ortalamalarının üzerindedir.
Manisa tarımının Türkiye tarımı içindeki yerine bakıldığında çekirdeksiz kuru üzüm, tütün, pamuk, zeytin ve kirazın önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu ürünler ihracat olarak büyük katma değer sağlayan ürünlerdir.


MANİSA'YA ÖZEL ÜRÜNLER

Manisa Sultani Üzümü
190 bin ton ihracat ile 215 milyon $ katma değer sağlar. İlde 23 adet kuru üzüm işletmesi mevcuttur. Türkiye'nin üzüm ovası olan Manisa'da 2/3’lük kısmı Alaşehir’de bulunmaktadır. Alaşehir'de 60 üzüm ihracatı yapan firma, 40 üzüm işletmesi, 1 Tariş Üzüm Entegre Tesisleri bulunmaktadır. Yılık ortalama 16.262.402 ton kuru, 80.822.077 ton yaş üzüm üretilmektedir. Bunun 67.730.055 tonu ihraç edilmekte, 23.092.022 ton iç piyasada tükenmektedir.
Pamuk
135 bin ton pamuk üretimi gerçekleşmektedir.Türkiye üretiminin % 15,37’sini karşılar. 58 adet çırçır işletmesi vardır.
Zeytin
Sofralık ve yağlık olmak üzere 100 bin ton civarında üretim gerçekleşmektedir. İl genelinde 192 adet zeytin işletmesi ve 15 adet yağ işletmesi mevcuttur.
Kiraz
3741 ha alanda 26.810 ton kiraz üretimi gerçekleşmektedir. Merkez, Demirci, Gördes ve Selendi’de her yıl festivalleri yapılmaktadır.
Tütün
Ege tütünü deyince Manisa akla gelmektedir. 42.960 ton kaliteli tütün üretimi yapılmaktadır. Türkiye’deki tütün üretiminin %25’i Manisa’da gerçekleştirilmektedir.
Kavun

Oldukça lezzetli, bol sulu, şeker oranı yüksek Kırkağaç kavunu, Kırkağaç ilçesinden tüm kavun bölgelerine yayılmıştır.


b.Sanayi
Antik Ege Uygarlıklarında, başat tarımsal ürün olan üzüm ve zeytine dayalı olarak şarap ve zeytinyağı üretimini Manisa imalat sanayinin öncüleri olarak kabul etmek mümkündür. Deri ve deri ürünleri, topraktan mamul gereçler, dokumacılık ve halıcılık, gıda maddeleri alanlarındaki üretimler Manisa’daki imalat sanayinin başlangıç sektörleri olmuştur.
Manisa bugün olduğu gibi, geçmişinde de hep tükettiğinden çok fazlasını üreten bir il olmuştur. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda hız kazanan sanayi bitkileri ve üzüm üretimi, bunların kısmen işlenerek ihraç edilmesi, Manisa’nın iktisadi yapılanmasında anahtar rol oynamıştır.


Cumhuriyet döneminde ilde; un, zeytinyağı, pamuk, kösele, susam yağı, zeytin, halı ipliği, halı, kilim, meyan kökü, tahan, helva gibi çoğu ihracata yönelik ürünler üretilmiştir. 1957 yılında işletmeye açılan Soma Termik Santrali ve 1960 yılında hizmete giren Demirköprü Hidroelektrik Santrali imalat sanayindeki gelişmeleri hızlandırmıştır.
1963 yılında Manisa Organize Sanayi Bölgesi kuruluş çalışmalarına başlanmış, 1970 yılında hizmete sokulmuştur. İlin sanayi alanındaki gelişiminde, Organize Sanayi Bölgesi ve Küçük Sanayi Sitelerinin varlığı ve rolü tartışmasızdır.
Manisa’da sanayi, Cumhuriyetin ilk yıllarında gıda, dokuma ve deri gibi sanayi dallarında yoğunlaşmışken, 1970’li yıllarda tarımsal ağırlıklı sanayi yapısı değişmeye başlamıştır. 1980’li yıllardan sonra üretim çeşitliliği çoğalmış, 2000’li yıllara gelindiğinde uluslar arası piyasalara hitap eden tarıma dayalı sanayi ürünleri yanında diğer sanayi ürünlerinin de üretimi ilde önemli büyüklüğe ulaşmıştır.


Manisa Organize Sanayi Bölgesi, imalat sanayinde yoğunlaşmayı sağlayarak, çeşitliliği ve sektörel zenginliği de beraberinde getirmiştir. M.O.S.B’de; demir çelik, dokuma ve giyim, elektronik, elektrikli ev aletleri, gıda, kimya, orman, inşaat, otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren birçok firma üretimleriyle bölge sanayi ve ticaret yaşamına can vermektedir.

3 kısımdan oluşan M.O.S.B.’de; I. Kısım 174 hektar, II. Kısım 150 hektar, III. Kısım 185 hektar büyüklüğündedir. IV. kısım; teknoloji yoğun alanlarda yatırım olanakları yaratmak, araştırmacı ve vasıflı kişilere iş imkanı yaratmak, teknoloji transferine yardımcı olmak ve yüksek/ileri teknoloji sağlayacak yabancı sermayenin ülkeye girişini hızlandıracak teknolojik altyapıyı sağlamak amacıyla “teknopark” olarak düşünülmektedir.
Manisa, yer altı kaynakları alanında da tür ve rezerv olarak zengin bir ildir. En önemli yer altı zenginliği linyit kömürüdür. Bunun dışında bitümlü şist, uranyum, asbest, ditsen, feldspat, kaolen, mermer, perlit, titan, zeolit, zımpara, altın, antimuan, bakır-kurşun-çinko, civa, demir, manganez ve nikel madenleri rezervleri de belirlenmiş olup, bir bölümünde işletmecilik yapılmaktadır.

c.Ticaret
Zengin tarımsal ürünleri, demir ve karayolu üzerinde bulunması nedeniyle ticaret ve sanayi merkezi olarak geniş bir alana egemen olan Manisa karayolu ulaşımının gelişmesiyle birlikte bu özelliğini yitirmiş ve İzmir’in etki alanına girmiştir. 1997 yılından itibaren büyük sanayi kuruluşlarının merkezlerini Manisa’ya taşımalarıyla ticari hayatta canlanma gözlenmiştir.
1930’lu yıllarda Manisa genelinde 1677 adet toptan ve perakende ticaretle uğraşan bulunmaktaydı. Aynı yıllarda ilde 6 adet şirketin faaliyette olduğu görülmektedir. Manisa’daki ilk limited şirket 1960 yılında kurulmuştur. Globalleşme ve işlerliği artan serbest piyasa ekonomisi ile birlikte 1980’li yıllara girildiğinde Manisa genelinde 136 adet anonim, 137 adet limited, 212 adet kolektif olmak üzere toplam 520 adet ticari şirketin faaliyet gösterdiği gözlenmiştir. 1990’lı yıllarda anonim şirket sayısı 175’e, limited şirket sayısı 380’e, kolektif şirket sayısı 181’e, komandit şirket sayısı da 50’ye çıkmıştır. 1999 yılı verilerine göre ise anonim şirket sayısı 539, limited şirket sayısı 3563, kolektif şirket sayısı 168, komandit şirket sayısı 40 olarak saptanmıştır.
2005 yılı verilerine göre ise 649 adet anonim, 4458 adet limited, 147 adet kolektif, 32 adet komandit şirket ile 985 adet kooperatif ve 88 adet banka faaliyet göstermektedir.
1908 yılında kurulan Manisa Ticaret Odası, bugün 20 Meslek grubunda 4500`ü aşan üyesiyle kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiği 5.000.000. m2 alanı aşan Organize Sanayi Bölgesiyle, bölge ekonomisini yönlendiren önemli bir Ticaret ve Sanayi Merkezi konumundadır.
M.O.S.B bölge ekonomisini yönlendirme özelliği ile birlikte, uluslar arası ölçekli firmalar için de ideal bir yatırım merkezi durumundadır. Uluslararası ekonomi dergisi Financial Times tarafından 7 ayrı kategoride düzenlenen “proje yarışmasında” Manisa, 200 dünya kenti arasında “yatırım yapılabilir kentler arasında en ideal şehir” seçilmiştir. Dergi yönetimi, ekonomistlerden oluşan komisyonun yaptığı değerlendirmeler sonucunda Manisa'yı "yatırım açısından en güvenilir kent" seçmiştir.
Manisa Ticaret Odası’nı 1923’te kurulan Akhisar Ticaret Odası, 1960’ta kurulan Demirci Ticaret Odası, 1965’te kurulan Soma Ticaret Odası, 1974’te kurulan Alaşehir Ticaret Odası ve 1975’te kurulan Gördes Ticaret Odası izlemiştir. Ticaret odalarının ismi daha sonra sanayi ve ticaret odaları olarak değişmiştir.


__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 10:30 PM   #8 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

Fotoğraflar

Eskide olsa...


8 Eylül Meydanı


Ağlayan Kaya


Ayn-i Ali Parkı


Manisa Belediye Binası


Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi

Hatuniye Camii


İvaz Paşa Camii


Laleli Kavşağı


Manisa'nın Simgesi Manisa Lalesi


Manisa Dağı'ndan (Spil) Manisa


Manisa Dağı'ndan


Mevlevihane


Saruhan Bey Anıtı, Türbesi ve Parkı


Saruhan Oteli


Sultan Camii


Sultan Camii


Sultan Camii ve Saruhan Parkı


Manisa Tarzanı


Otobüs Terminali


Ayn-i Ali


Gar


Gençlik Parkı


Kuşlubahçe


Laleli Kavşağı


Laleli Kavşağı


Sağlık Müdürlüğü Kavşağı


Vilayet Binası


Ulu Camii


Ulu Camii Minberi


Ulu Park


Uncubozköy


Vilayet Binası


Manisa Dağı'ndaki Yılkı Atları
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 10:35 PM   #9 (permalink)
Ç.E Emeklisi
 
Drtrzan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: Sakarya/Taraklı
Mesajlar: 4,312
Drtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to beholdDrtrzan is a splendid one to behold
Standart

paylaşımlar için teşekkürler...
__________________

Anime&Manga Değerlendirmelerim
(Kuroko no Basket eklenmiştir)
Drtrzan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2010, 10:43 PM   #10 (permalink)
eMeKTaR-DöNeCeK
 
ubomen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 13,006
ubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud ofubomen has much to be proud of
Standart

Rica ederim elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştım
__________________
Kendini bir şey sanan hiçbir şeydir.
ubomen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
manisa, rehberi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:53 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314